Bünyamin Selda'ya bir göz attı. Aklı başında bir kadına benziyordu ama rakı içen kadınların ne yapacakları hiç belli olmazdı. Görünüşündeki zerafetten hoşlandığı bu kadına tekrar baktı ne yaptığını bilen biri olduğuna karar verdi.
“Yazarlar sıradan sandığımız insanları evirip çevirirler, başka bir gözle bakarak onlardan yeni insanlar yaratırlar. Bu yeni gözle biçimlenmiş insanlar, artık bizim için sıradan değildirler, birer kahramandırlar. Gerçek hayatta da gizli bir elin onları alıp yeniden biçimlemesini isteriz. Bir el, deriz, bizi de biçimlese, biz de kendi hayatımızın kahramanı olsak.
Muazzez Abacı'nın buğulu sesinden, babasının sevdiği şarkıları beklerken, ummadığı bir arabeskle karşılaştı. Bir burukluk duydu. Hiçbir şey saf haliyle, rafine haliyle kalmıyordu. Berrak sulara mürekkep damlar gibi bulanıyor, dumanlanıyordu. Babasının dinlediği plakları hatırladı. Münir Nurettin'in o inanılmaz sesinin ve şarkılarının, çocuk ruhunda yaptığı etkileri. Söyle sevgili... Sevgili söyle... Ne füsun ettin, ruhuma böyle...
Sorun buydu. Suyu berraklaştırmaya çalışırken bulandırmak. Herkes arıyor, ama daha karışık, daha aykırı, daha bulanık şeyler buluyor, aradığından uzağa düşüyordu.
Asansöre doğru yürürken, ille bir tutsaklık olacaksa hayatta, büyük şehir tutsaklığını küçük şehrinkine tercih ettiğini düşündü. Herkes kendi yolundaydı, iyi, kötü, yardımsız. Bu, seçilmemiş bir yolda yardımla yürümekten daha iyiydi. Büyük şehirlerdeki apartmanlarda zil çalındığında ilgili ilgisiz herkes pencerelerden sarkarak geleni incelemiyordu. Büyük şehirlerin merakları bile usturuplu, kapı merceğinden bakmakla yetinecek kadar ölçülüydü.