Dyghavva

Her ne kadar ormanların, karlı dağların çevrelediği, uçsuz bucaksız ovaların uzağa düşürdüğü şehirlerde yaşamaya yazdığı bir adam değilse de, çok sık yaşadığı bu küçük şehir ruhundan bıkmıştı. İçinde kurşun gibi bir hoşnutsuzluk birikiyordu.Geleceğinin böyle bir şehre yazılı olmasından korkuyordu. Geç kalmaktan, hayatın onu dar alanlara getirip bırakmasından, o büyük ve inanılmaz tembelliği teslim etmesinden çok korkuyordu.
Sayfa 25 - Can
Edebiyat
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Ersin küçük şehirlerde yaşayan yabancıların mutlu olduklarını söylemelerine, böyle bir küçük şehre yerleşmeyi hararetle tavsiye etmelerine dayanamıyordu artık. Kendini orada yaşayanların yerine koydu, boğulacakmış gibi oldu. Nasıl mutlu olabildiklerini sordu kendine.
Sayfa 24 - Can
Edebiyat
Hiçbirimiz ötekinden daha iyi değiliz. Aynı yolda yalnızca bir adım ilerde, aynı yolda, aynı alışkanlıklarla, yalnızca bir adım ilerde. Biraz daha atak, biraz daha serseri olmak, o kadar.
Sayfa 128 - İletişim
Edebiyat
İşte çıkmış yürüyordu yokuş aşağı. Onda birini ya tanıdığınız, ya bir yerlerden hatırladığınız ya da kim olduğunu bildiğiniz, ya da dedikodusunu duyduğunuz insanlarla karşılaşarak yokuş aşağı yürümek yorar kişiyi. Yorgundu Elâ. Arada bulvara bakan evlerin bahçe duvarlarına oturup dinleniyor, bu çürük dişin herhangi bir çürük parçası olmayı daha ne kadar sürdüreceğini düşünüyordu. Kızılay'a geldi. Bulvarın iki yanındaki geniş yaya kaldırımında günlerce, yıllarca bir aşağı bir yukarı gezinmekten bıkmayan sabırlı insanların oraya. Kızılay'la Sıhhiye arası yüz adım, iki yüz adım, üç yüz adımlık gidiş gelişlerle çiğnene çiğnene kararmış sakızı çekiştirenlerin, çeneleri yine de yorulmayanların kalabalığıyla dükkânları, bankaları geçti. Aklında telefon numaraları. Telefon edebileceğim, “gel” diyebileceğim kim var? Gel sözü çoktandır anlamını yitirmiş.
Sayfa 117 - İletişim
Edebiyat
Kuru, sarı yapraklar nasıl kolayca eziliyor sivri topukların altında. İlkbaharda hiç beklenmedik bir anda açıveren çiçekler yapraklara dönüşüveriyor, sonra bu yeşilliğe, olu. şuma alışmamızla ölüveriyorlar, sararıp düşüyorlar hızla. Alışmamızla, gündelik bir yeşillik olmalarıyla ölmeleri bir oluyor. Baharda, ansızın fışkıran, yenilmez görünen o güçlü doğuş, alışmalarla, gündelik, sıradan olmalarla bir sivri topuk altında ezilip yitiyor. Damarlarında canlı özsuyu dolu yaprakları topuklarıyla eze eze yokuşu indi Elâ. Kavaklıdere'den aşağı. Ankara aşağıda, kalorifer dumanlarının orada, isli, yapışık bir dumanın boğucu havasında, yöneten, kanunlar yapan, bozan. İhaleler, kontratlar. İşini yürütenlerin, işlerin yürütülmesi için bir ay çalışıp boyunlarına takılmış yemlikten saman yiyenlerin kenti. Yüklü katarların ve yüklü beygirlerin. Kavaklıdere'den aşağıya, dumana, ise yürüdü. Bu şehri yabancı bir düşman gibi kuşatan, bu kuşatmanın ardından bir gün mutlaka yok edecek yabancı bir düşman gibi bekleyen isli duman. Kavaklıdere'den, Çankaya'dan, Gaziosmanpaşa Mahallesi'nden. “To Let” tabelalı apartmanlardan aşağıya, kente sinsice yayılan duman, pencerelerden, balkon kapılarının aralıklarından sinsice sızacak, ihmalci ev kadınlarının ev içlerinde tabaka tabaka yığılacak, iki sonbahar arası bütün dolaplara, kilerlere dolacak. Bozkır şimdi Kavaklıdere'den bakan Elâ gibi, kentin kara casuslarca yok edilişini uzaktan seyredecek."
Sayfa 116 - İletişim
Edebiyat