Kuru, sarı yapraklar nasıl kolayca eziliyor sivri topukların altında. İlkbaharda hiç beklenmedik bir anda açıveren çiçekler yapraklara dönüşüveriyor, sonra bu yeşilliğe, olu. şuma alışmamızla ölüveriyorlar, sararıp düşüyorlar hızla. Alışmamızla, gündelik bir yeşillik olmalarıyla ölmeleri bir oluyor. Baharda, ansızın fışkıran, yenilmez görünen o güçlü doğuş, alışmalarla, gündelik, sıradan olmalarla bir sivri topuk altında ezilip yitiyor. Damarlarında canlı özsuyu dolu yaprakları topuklarıyla eze eze yokuşu indi Elâ. Kavaklıdere'den aşağı. Ankara aşağıda, kalorifer dumanlarının orada, isli, yapışık bir dumanın boğucu havasında, yöneten, kanunlar yapan, bozan. İhaleler, kontratlar. İşini yürütenlerin, işlerin yürütülmesi için bir ay çalışıp boyunlarına takılmış yemlikten saman yiyenlerin kenti. Yüklü katarların ve yüklü beygirlerin. Kavaklıdere'den aşağıya, dumana, ise yürüdü. Bu şehri yabancı bir düşman gibi kuşatan, bu kuşatmanın ardından bir gün mutlaka yok edecek yabancı bir düşman gibi bekleyen isli duman. Kavaklıdere'den, Çankaya'dan, Gaziosmanpaşa Mahallesi'nden. “To Let” tabelalı apartmanlardan aşağıya, kente sinsice yayılan duman, pencerelerden, balkon kapılarının aralıklarından sinsice sızacak, ihmalci ev kadınlarının ev içlerinde tabaka tabaka yığılacak, iki sonbahar arası bütün dolaplara, kilerlere dolacak. Bozkır şimdi Kavaklıdere'den bakan Elâ gibi, kentin kara casuslarca yok edilişini uzaktan seyredecek."