Dyghavva

Kronos Aylakları
Afrikada açlıktan, Ortadoğu'da savaştan, Akdeniz'de plastik botlar içinde varacak bir ev aramaya çalışmaktan insanlar patır patır ölüyor. Şehirleri yerlerinden oynatan depremler oluyor, fırtınalar çalkaladıkları denizlere yüzlerce mürettebatlık koca gemiler gömüyor, mürekkebi muamma virüsler ortalıkta fink atıyor. Kıyamet kopuyor. O ise oturduğu yerden, arzın merkezi eşikteymiş gibi, her fırsatta kapıyı kolluyor. Gözlerini kazıyamadığı eşiğe bakıp duruyor. Ölmeyişin erinciyle, kurtulmanın sevinciyle ve elbette hayatta olmanın tarifsiz kederiyle, hayatta kalıyor ve bütün olmayışlarla, isimsiz bekleyişlerle, zamanı bozuk para gibi harcayarak tüketişlerle, bir kum saati gibi tükenişlerle cezalandırılıyor. O kerevette öylece otururken, her dirinin ölümü beklemekle görevlendirildiğini anlıyor.
Sayfa 182 - Hep kitap
Edebiyat
Reklam
Dolunay Kaçıkları
Pavel içindeki ve dışındaki yaraları benden hiç saklamadı. Kendini ellerime bırakılmış rafyalı bir hediye paketi gibi güvenle açtı. Ben de ona açıldım. Oysa ben yaraların insanları çirkinleştirdiğine inanılan bir dünyanın insanıyım. Ömrüm boyunca yaralarımı herkesten gizlemeye çalıştım. Belki de bu yüzden, içimdeki cerahati herkesten iyi bildiği için, bana acıdığı ve bunda haklı olduğu için Pavel'in yanında çok duramadım.
Sayfa 113 - Hep kitap
Edebiyat
Dolunay Kaçıkları
“Sence hafıza nedir?” En ihtişamlı cevabı o vermiş, “Hafıza şeytanın ta kendisidir” demişti. “Hatırlayarak ölüyü diriltebileceği gibi, unutarak diriyi öldürebilir insan. Ağılı bir kudret bu, korkunç bir beceri.” 
Sayfa 109 - Hep kitap
Edebiyat
Dolunay Kaçıkları
Şu hayatta beni en iyi anlayan kişi anneannemdi ama onu en iyi anlayan ben değildim herhalde. Anlamaya da çalışmamıştım galiba. Şefkatine sığınmış ama kendi şefkatimi açmamıştım ona. Ebeveyninin de etten kemikten bir insan olduğunu, acıyıp kanayabileceğini bilmeyen, yaralarını görüp sarmayı aklına bile getirmeyen çocuklar gibi... Bir günden bir güne sormamıştım anneanneme mutlu musun diye. Sormayanlar kervanında yerimi almıştım. Cinayetler içinde, katiller arasında...
Sayfa 107 - Hep kitap
Edebiyat
Dolunay Kaçıkları
Zaten ne tanıdığım ilk katil bu, ne de gördüğüm ilk cinayet benimkisi. Şu kısacık ömrümde öyle çok cinayet gördüm ki... En az bir kere öldürdüler tanıdığım herkesi. Mesela dayımınkine bir tür intihar diyorlar. Yememeyi kendi seçmiş, öyle söylüyorlar. Hayır efendim, bal gibi de cinayet! Açlık değildi dayımın celladı, ömrünü yiyip bitirenlerdi. Benim mahcup, benim yorgun, benim solgun anneannemi bile defalarca öldürdüler. Güzelliğini başına bela eden katiller ayrı, çocuk yaşta evlendiren babası ayrı, tutup duvardan duvara vuran kocası ayrı, acıyanı ayrı, yokmuş gibi yapanı ayrı, bilip de susanı ayrı, bilmeye gerek duymayanı ayrı, hepsi bir bir gelip öldürdüler. Herkes birbirini, hepimiz birbirimizi öldürdük defalarca. Birbirini değiştirmek isteyenler, kendi günahlarında yıkamaya niyetlenenler, korumaya çalışanlar, kim bilir kaç "ben"i iyi ya da kötü niyetlerle katlettiler.
Sayfa 103 - Hep kitap
Edebiyat
Reklam