Dyghavva

Oralardaki yabancılığından bin beter bir yabancılık korkusu ansızın en çok ürkütüyor Bayram'ı. Sivrihisar önündeki o geniş dörtyol ağzına geldiğinde, kendisini Münih'in Bahnhof'una indiği ilk akşamkinden daha da bitkin, daha da korkular, tedirginlikler içinde buluyor. Köyünün dibinde yalnız ve yabancı. Kendisini bu Mercedes içinde bu Bayram olarak görmekten kıvanç duyacak tek kişi düşünemiyor: Şimdi ne yana sapmalı? Yarın ne yapacağım? Yarın, ondan sonraki yarın, ondan sonraki yarın?..
Sayfa 308 - Everest
Edebiyat
Reklam
Bayram, Mercedes'ini keltepenin üstünden usul usul döndürüyor. Burnunu geriye, geldiği yöne çeviriyor. Ama şimdi sanki bu araba onu taşımıyor. Bayram, bu arabayı omuzlarında taşıyor. Bir fikrin ince gülü olmaktan çıkmış, güzelliğini ve anlamını yitirmiş, nerdeyse bir buçuk ton ağırlığında çelik, demir, kromaj, lastik, yay, tel, cıvata karması ağır bir yük. Bu yükle aşınmamış, karşılıklı, güzel, sıcak bir ilgi nasıl kurulabilir? Özellikle o ilgiye en çok gereksinme duyulan bu tür akşamlarda?
Sayfa 307 - Everest
Edebiyat
Hep kaçmak. İnanmak ve görmek istemediği her şeyden kaçmak. Buna alışkın Bayram. En çok buna alışkın. Bu alışmaya taa, köyün içinde ilk Ford'u gördüğü zaman başlamadı mı? Gözünü tek o noktaya dikip bastığı yeri şaşırmadı mı? Bütün köylü, Ford'un içinden çıkan adamın eline sarılmıştı. Önünde kurbanlar kesmişti. O Ford'u, o Ford'un adamını baş tacı etmişti. Onunla birlik, ellerini havaya kaldırıp “Yeter!” demişti. Bayram beş yaşında. Her zamandan daha ufalmış, parçalanmış bir toz; çitin yanında her zamandan daha unutulmuş. Ta o yaşından bu yana kulağına değen her söz, her köşede, her adım başında altı arabalı bir adamı muştulayıp durmadı mı? Bunun kolaylıkların, sayıp dökmedi mi? Heveslendirildiği kadar kolay olmadı, evet Güç oldu, evet. Geç oldu, evet. Herkese de kısmet olmadı, evet Bize de kısmet olduysa, gözümüzü diktiğimiz noktadan ayırmadığımızdan. Sevdamız uğruna nice dağlar devirdik. İyi ya işte, değerimiz bilinmeli! Bilinsin!..
Sayfa 301 - Everest
Edebiyat
Kendini beğenisi yavaş yavaş geri geldi. Kendinden hoşnutluğu arttıkça arttı. Kapıkule'den içeri giren çalım; sanki hiç yara alıp örselenmemişçesine köfteci garsonunun karşısına dikildi. Piyaza, köfteye ve yoğurda karşı duyulan korkunç sabırsızlık bu çalımı iyice gaddarlaştırdı. “Baksana buraya!..”
Sayfa 220 - Everest
Edebiyat
Dün köyde atlının itibarı neydiyse, bugüne bugün de dört teker bir motorlu üstünde olmanın itibarı o. Tarla mı, toprak mı? Geç. Bizde yok. Olacağı da. Hem üstünde traktör tekeri yürütmediğin tarla da, toprak da nafile artık, hey kızım! Bir taksi seni hem kendinin efendisi yapar, hem efendi yapar. Kendinin efendisi olmayandan koca da olmaz gayrı, hiçbir şey de... Hem canım, bazı birine sevdalanırsın. Niye sevdalandığını bilir misin? Dünyada ondan güzeli yokmuş gelir adama. Dünyada ondan iyi huylusu yokmuş sanırsın. Biz karasevdayı böyle bilmez miyiz? Altını, üstünü düşünür müsün?
Sayfa 158 - Everest
Edebiyat
Reklam