Okumaya başlar başlamaz gri hücreler harekete geçti, çocukken dinlediğim anılar aklıma geldi. Baş karakterlerden Mehmet Ali; " 26 Kanuni Evvel 1939'da iki buçuk yıllık askerliğimin bitmesine 11 gün var." diyor. Babam 1932 doğumluydu. Onların askere gittiği dönemde karacılar 18 ay, denizciler 36 ay, havacılar ise 5 yıl askerlik yapıyormuş. Babamda Gazetecilik Yüksek okulunu bitirince askerlik için müracaatında kendini havacı olarak yazdırmış. Askerlik şubesinden dedemi aramışlar; " Vali Bey, oğlunuz havacı olarak yazıldı ne yapalım?" diye durumu bildirmişler. Dedemde;" Karacıya çevirin, sıradan, hakkıyla nereye gidecekse gitsin." demiş. Tabii babam eve gidince dedem: "Neden?" diye sormuş, babamın cevabı: "Uçakların makine aksamını görmek, uçak kullanmak için." demiş. Şimdi tüm branşlar aynı ve uygulana süre uzun deniliyor, herkes kısalmasını istiyor.
O dönemde sadece radyo dinleniyor; müzik programının radyo anonslarında; güftekar, bestekar, makam, saz heyeti ya da orkestra bilgileri veriliyor. Şimdi ise sadece şarkı adı ve söyleyen anons ediliyor ( maalesef diğer emekçiler bilinmiyor).
Radyo her bölümde geçince eski radyo programları, anonslar aklıma geldi. Çocukken 'Günaydın' anonslarına çok gülerdim, aynı zamanda gong efekti korkuturdu, gong sesinden sonra: "Günaydın, bugün 12 Kasım 2019, saat sabah 9, Demirbank iyi günler diler." gibi anonslardı.
Cemre, Sibel'in yaşadıklarını dinlerken toplumun kanayan yarası kadına şiddeti okurken bir detay aklıma takıldı; bu istatistiklere yansıyan ama üzerinde durulmayan bence önemli bir ayrıntı: şiddeti uygulayanlar açısından eğitimi, kariyer sahibi olması, ekonomik durumu fark etmiyor. Bu örnekte e şiddeti gören tekstil mühendisi; uygulayan makine mühendisi, büyük bir fabrikada mühendis ekibinin başı; ikisi de büyük şehirde