Tüm kahramanlar bir çağrı (calling) ile yola düşer. Genelde bu çağrıya kapılmalarını sağlayan bir şey vardır. İçsel bir sıkıntı, bir arayış ya da fiziksel bir zorluk. Bu aşama ilk krizdir. Prensesin oynadığı altın top kuyuya yuvarlanır, Frodo’ya bir yüzüğü çok uzaklardaki Mordor’da yok etmesi görevi verilir ya da galaksimiz düşmanlar tarafından işgal edilir. Bazen büyüler ve tılsımlar ortaya çıkar ve kahramanın çileli yolculuğu kolaylaştırılır. Bazen Tanrı’nın eli (deus ex machina) devreye girer, sorunlar bir çırpıda çözülür. Ancak bazen de kahraman o çileli yolu yürümek zorundadır.
Tıpkı her birimiz gibi.
İçsel gücümüzün sesinden ancak dış dünya ile bir buluşma gerçekleştiğinde emin oluyoruz. Bazen arzuladığımız bir şey pat diye önümüzde beliriyor, mutlu oluyor, kendimizi övüyoruz. Ancak basit bir çatışma belirdiğinde bu kez tüm dünyanın karşımıza geçtiğine ve olanca gücüyle bize saldırdığı fikrine kapılıyoruz. O zaman da suçu ya kadere atıyoruz ya da karşılaştığımız insanlara… Bize sorun yaratanlar için psikiyatride kullanılan tanılardan faydalanıyoruz, onları “normal” sınırından uzaklaştırıp bir patolojik sorunla tanımlıyoruz.
Çünkü bilmek, tanımlamak ve sınıflandırmak her zaman rahatlatıcı geliyor, ne de olsa “Psikiyatrik tanılar da kavrayamadığımız insan kalmasın diye vardır.”