Ted, Farish ve ben, bu canlıyı keşfeden kişiler olarak, ona resmi bilimsel adını verme ayrıcalığına sahiptik. Vereceğimiz adın, hem balığın Nunavut Bölgesi kökenini, hem de orada çalışmamıza izin veren İnuit halkına duyduğumuz minneti yansıtmasını istiyorduk. İnuit dilinde bir isim bulmak için, Inuit Qaujimajatuqangit Katimajiit resmi adıyla tanınan Nuınavut Yaşlılar Meclisi'ne başvurduk. Beni asıl düşündüren şey ismi Inuit Qaujimajatuqangit Katimajiit olan bir komitenin telaffuz edemeyeceğimiz bilimsel bir isim önermesiydi. Onlara fosilin bir resmini gönderdim; Nanavut büyükleri de Siksagiaq ve Tiktaalik olmak üzere iki isim önerisinde bulundu. Biz de hem İnuit dilini bilmeyenlerce daha kolay telaffuz edilebileceğinden hem de İnuit dilindeki anlamından ötürü Tiktaalik ismini seçtik: "büyük tatlı su balığı.”
Planlama ve şansa bırakma arasındaki bu paradoksal ilişkiyi en güzel anlatan, Dwight D. Eisenhower’ın savaş hakkındaki ünlü sözleridir: “Anladım ki bir çarpışmaya hazırlanırken planlama yapmak şarttır ama planlar hiçbir zaman işe yaramaz.” Bu söz, saha paleontolojisini de gayet güzel özetliyor. Bizi, fosil bulabileceğimiz alanlara götürecek her türlü planı yaparız; sahaya varınca da, saha planını olduğu gibi çöpe de atabiliriz. Sahada karşılaştığımız durumlar, en iyi hazırlanan planları bile değiştirebilir.
"Amaç hiçbir şeye alet olmamak, "bağımsız" olmaktır. Bugün bağımsızlık, bize her ne kadar dürtülerimize köle olmak olarak öğretilsede bizim esas işimiz ideallerimize köle olmak ve o ideallerimizi ortaya koyup onların peşinden gidebilme cesaretini göstermektir."
~Sinan Cananyoutu.be/PQj6ctuayLA