Çoğu kitabına göre daha açık bir dille yazılmış bu kitabında üstad gerek psikolojik açıdan gerek metafizik gerekse ruhsal açıdan kadın-erkek ilişkisini inceliyor.
İsmi duyulduğunda kadınlara düşmanlığı ile bilinen Schopenhauer'ı yargılamadan önce bilinmesi gereken çok şey var aslında. Babası öldükten sonra annesi ile yaşamak istemesine rağmen, annesinin onu sürekli itmesi. Aynı şehire gelmesine rağmen, annesinin yanında kalamaması (annesi yanında kalmasına izin vermiyor). Bunun için annesinin evinin yakınında bir ev tutuyor.
Kadınların biyolojik, fizyolojik ve psikolojik analizlerini kadınlara dair olan kısımda yaptıktan sonra kadın-erkek ilişkilerinde aşkın anlatımını yapıyor. O güzel ve mantığa yatan alıntıları bu kitabın yerini bende en baş köşeye yerleştirmeye yetiyor.
- Unutmakla bağışlamak arasında ne fark var?
+ Bağışlarken kişi her şeyi unutuyor. Ama yalnızca Unutmakla, pek çok kez insan yeniden anımsamaya başlıyor.
Seninki, Zeze, hüzünlü bir güneş. Yağmur yerine gözyaşlarıyla çevrili bir güneş. Olanca yeteneğini ve gücünü keşfetmemiş bir güneş. Senin tüm anlarını henüz güzelleştirmemiş bir güneş. Küçük, bir parça da mızmız bir güneş.
- Biliyorum, Adam. Ama görüyorsun. Ne yaparsam yapayım, hep gözlerim sulanıyor.
+ Neden? Erkek değil misin?
- Evet. Erkeğim, ama ağlamak istiyorum. O kadar.