Hayatı karmaşıklaştırmadan, tamamen temel ve sürdürülebilir bir beslenme mantığı oturtmaya çalışıyor. Kitaptan çıkan en net sonuç, market raflarındaki paketli ve işlenmiş gıdaları hayatımızdan tamamen çıkarmamız gerektiği. Akşam saat 20:00’den sonra yemeği keserek vücuda yağ yakması için zaman tanımak ve yemeklerde rafine yağlar yerine zeytinyağı ile tereyağı gibi doğal seçeneklere yönelmek
Agatha Christie sandalyesine kurulmuş, ben ve diğer tüm okurlar da onun etrafında yere bağdaş kurmuş, gözlerimizi kırpmadan anlattığı hikâyeleri dinliyormuşuz gibi...
Kitaptaki her bir öykü; tam dozunda ayarlanmış gizem unsurları, aralara serpiştirilmiş tatlı komik detaylar ve karakterlerin o zekice kararları, kitabı çok sevmemi sağladı. Herkesin okumasını tavsiye ederim.
Beş farklı hikayede onur, kader, sınıf farkı ve aşk gibi zamansız temaları; gereksiz betimlemelerden kaçınarak, sanki bir arkadaş ortamında anlatıyormuşçasına akıcı ve modern bir dille yazılmış.
İnsan birini dokuz yıl boyunca bekleyebilir, ama beklediği kişi döndüğünde bıraktığı kişi değildir. Zaman, duyguların kimyasını bozar.
Bir kavuşma hikâyesi değil, vazgeçiş ve yas hikâyesidir.
Neriman’ın modern hayata duyduğu merak ile köklerine olan bağlılığı arasındaki o sert çatışmayı, Doğu ve Batı sembolleri üzerinden ustalıkla işliyor. Şinasi’nin sessiz kederi ise değişen değerlerin karşısında hissettiği o mahzun çaresizliği temsil ediyor. Bu iki uç arasındaki gerilimi, karakterlerin ruh halini merkeze alarak bugün bile geçerli olan evrensel bir hikayeye dönüştürüyor.