Girizgah niteliğinde şu cümleleri kullanacak olmam, kitabın bende uyandırdığı hissiyat dahilinde oldukça tabiidir; bu kitap aşkı öğretti bana, yaşamı daha iyi anlamamı, insanlarla ilişkileri, bir sanatçının perspektifinden; göremediğim tüm çiçek açmış güzellikleri görmemi sağladı. Yer yer nefes nefese bıraktı, tüylerim diken diken oldu anlam yoğunluğundan ötürü, yer yer ise sıkıntıdan uyutacak hale geldi bittabi. Bu kitap aşkın, yaşamın ta kendisi olduğunu sezinlettirdi bana... Hayattan bir parça olan Kayıp Zamanın İzinde, yaşamda yakalanan huzuru veriyor...
Kendi içimde birçok defa kayıp zamanı yakalamama vesile oldu, tıpkı aşkta olduğu gibi -aşkta da bu salisesinde gelişen yüksek hazların ve mutlulukların getirdiği derin huzur yok mudur?- Bir an hissettiğimiz yüksek huzurun, örneğin, doğada yürürken hissettiğimiz huzurla birlikte gelen ani bir düşüncenin veya isimlendiremez mutluluğun, -şimşek hızıyla belirip yok olması, hafızada izi kalması- işte o tatlı kayıp zamanın birçok defa gerçekleşmesi değil midir aşk? İşte bu kitap da bana bu ölçüde, kayıp zamanı yakalama yoğunluğu ile aşkı tattırdı, dünyada gerçek anlamda bulamadığım o aşkın teorik biçimini tanıttı. Bu nedenle, sanki birçok aşk yaşamış kadar tecrübeli hissetmekteyim, ne kadar deneyimsiz olsam da bu anlamda yaşamımda.
Kaliteli bir roman yazarının karakteri işleyişleri nasıl anlatılırsa, romandaki karakterler aynı ölçüde, ancak daha derinden, daha detaylı, kitabın bütününü kapsayacak şekilde ele alınıyor.
Bir bütün olarak bakıldığında kesinlikle olay ağırlıklı olmayıp olgulara odaklanacak, hislere odaklanacak şekilde işlenmiş 3133 sayfa. Bu bakımdan bazı bazı sıkılma riski yaşanılabilir. Ancak ben bu durumdan pek rahatsız değildim. Yüksek sosyete yaşamı ve eşcinseller üzerinde oldukça yoğun durması, kişisel