Eğer mutlak güçte bir Tanrı'ya inansaydı, insanları iyileştirmeyi sürdürmez, bu görevi ona bırakırdı. Ama dünyada kimse, hayır kimse, böyle bir Tanrı'ya inanmıyordu, çünkü kimse kendini sonuna kadar Tanrı'nın ellerine bırakmıyordu.
Bir kitap, içimizdeki donmuş denize inen balta gibi olmalı der Kafka… Benim için bu kitap o baltalardan biri oldu.
Kendini yaşadığı çağın ötesinde gören ve ölümünden uzun yıllar sonra anlaşılabileceğini düşünen, ümidin işkenceyi uzatan bir kötülük oldugunu söyleyen yalnız, katı bir adam! “Acı hakikatleri söyleyen bir öğretmen, rağbet görmeyen bir kâhin” bunlar Nietzsche’nin kendi için yapmış olduğu tanımlar.
O hep büyük adamların büyük acılar çekmesi gerektiğini, kendisine eşlik edebilecek kimsenin olamayacağını savunsa da, Nietzsche de anlaşılmayı, yaşanmayı bekleyen bir insan ve her insan gibi onun da bir kırılma noktası var.
Kitapta, gerçekte karşılaşıp karşılaşmadıkları tam olarak bilinmeyen Nietzsche ve Dr. Breuer’un derin felsefik tartışmalarının yanı sıra dönemin önemli isimlerinden Sigmund Freud, Lou Salome, Richard Wagner da yer alıyor. Nietzsche’nin kadınlara olan öfkesinin ve ümitsizliğinin sebebi olan Lou gerçekte de güzelliği ve zekasıyla birçok kişiyi etkilemiş. Bunlardan biri olan Freud da Lou’dan şöyle söz ediyor: ‘Korkunç bir zeka... Onun yanına yaklaşan herkes, varlığının samimiyetinden ve uyumundan çok güçlü bir biçimde etkilenirdi; kadınlara özgü zaafların hiçbirinin hatta insani zaafların bile çoğunun onda bulunmadığını, yaşamı boyunca bunları aşmış olduğunu fark ederdi.’
Gelgelelim bizim hikayemizde Freud ve Lou değil, Lou’nun ihanetine uğradığı düşüncesiyle ümitsizliğe kapılan Nietzsche yer alıyor.
Nietzsche'nin gittikçe artan fiziksel ve psikolojik sorunlarına dayanamayan Lou Viyana’nın en başarılı doktoruna, Breuer'e başvurur ve geleceğin Alman dehasını düştüğü bu ümitsizlikten kurtarmasını ister. Breuer Lou’nun yardım isteğini kabul etse de çıkılan bu yolculukta doktor-hasta rolleri değişir. Artık hasta olan Breuer, doktor Nietzsche
Asıl görevinin doğayı kusursuzlaştırmak; kendisinin, kültürünün, ailesinin, şehvetinin, kaba hayvansı doğasının üstüne çıkabilmek olduğunu, kim ise, ne ise o olması gerektiğini anlamamış.
Büyüyememiş, üzerindeki deriyi çıkarıp atamamış: Istikbali yanlış anlayıp maddi ve mesleki hedeflere saplanıp kalmış.
Hiç kimsenin bir şeyi sırf başka birisi için yapmadığını göreceksiniz. Insanın bütün eylemleri kendisine yöneliktir, bütün hizmetleri kendine hizmettir, bütün sevgisi kendini sevmesindendir.
Siz bu sevginin içinizde yarattığı duyguları seviyorsunuz! Siz arzuyu seviyorsunuz, arzu edilen şeyi değil.