İnsanın aklını alan, elini ayağına dolaştıran bu garip his. yani aşk, türümüzün devamını sağlamaya yönelik en önemli mekanizmalardan biridir. Bu mekanizmaların doğru çalışmadığı insanlar, genlerini aktarma yeteneğinden mahrum kalacakları için. Bu bozukluklarını da gelecek nesillere aktarma şansları düşüktür. Milyonlarca yıldır aynı kanunlar işlediği için, bugün aşk denen duygu karşısında neredeyse hepimiz aynı çaresizliği yaşıyoruz. İyi ki de yaşıyoruz, bu sayede (sayıları gittikçe azalsa da) mutlu yuvalarda sağlıklı zihinlerle çocuklarımızı yetiştirme yeteneğimizi halen muhafaza edebiliyoruz.
Elbette kültürel değişimin bizi biyolojik yasalarımızdan uzağa savurduğu bir çok durum arasında, aşk ve birliktelikler de paylarına düşeni alıyorlar. Çarpıtılmış estetik algılar, kozmetiklere boğulmuş insanlar, hislerine değil de kendilerine belletilmiş kalıplara göre yaşamaya mecbur kalmış topluluklar, bizi biyolojimize yerleştirilmiş bu paha biçilmez yetenekleri kullanamaz ve onlardan fayda devşiremez hale getiriyor. Halbuki milyonlarca yıllık yaşam planından edinilmiş bilgeliğin yanında günlük modaların ne kadar önemsiz olduğunu bir farkedebilsek, mutluluk dediğimiz kelimenin anlamını çok daha iyi kavrayabileceğiz.