Her konuşmada, tezde, makalede, gazete yazısında, derste "bilgi çağı" tâbirini görmek artık sıradan bir şey... Bu kavramda da maalesef tercüme yanlışımız var.
Bizim "bilgi çağı" diye tercüme ettiğimiz "information age" kavramı "bilgi çağı" değil "mâlumat çağı" demek.
Farkı ne? Bilgi, belirli bir düşünme ve araştırma sonucu elde edilmiş sağlam veridir. Oysa mâlumat, üzerinde emek sarfedilmeden bize akan, sıhhati belli olmayan veridir. Bilgi derindir, mâlumat yüzeyseldir.
Bilgi, düşüncenin gıdasıdır. Mâlumat, bilginin gıdasıdır.
Oysa bizim hakkı ve ehl-i hakkı bırakıp bâtılı ve ehl-i bâtı-lı dost edindiğimizde ne olacağını Rabbimiz bize söylemiyor mu?
"Onlar Müslümanları bırakıp kâfirleri dost ediniyorlar. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Oysa bütün izzet ve şeref Allah'ındır." (Nisa Sûresi, 139. âyet)
Allâme şeyh Aliyyü'l-Kaarî der ki: "Bir kimse dünya maîşetini temin için çarşıya giderken kelime-i tevhîdi söylese, yani 'Allah'tan başka hiçbir tanrı yoktur. Ancak O vardır. Şeriki yoktur. Mülk O'nundur. Hamd O'na mahsustur. Dirilten ve öldüren O'dur. O, Hayy u lâ-yemutdur. Yani dâima diridir ve hiçbir zaman ölmez. Hayır ancak O'nun elindedir. O, herşeye kadirdir' derse Allah ona binlerce hasene yazar, binlerce günahını mağfiret eder, derecesini binlerce defa yüceltir ve onu bütün tehlikelerden muhafaza eder." Bu hadîsin şerhinde diyor ki:
"Burada ecrin bu kadar fazla verilip bunca günahın mağfiret edilmesine sebeb, bu zikirleri bilhassa çarşıya giderken söylemesindendir. Çünkü çarşı pazar gaflet yerleridir. Böyle bir yerde Allah'ı unutmayıp zikreden kimse gaziler içinde mücahid gibidir.