Esmanur Üstüner

Yok
…inciyi ağlatan ölüm Duyar mı midyenin çığlıklarını Gemisine hain kaptan ne bilsin Tayfa yok Liman yok Rüzgâr çaresiz Oysa ben kendi zindanlarında Ahkâm kesen bir münâdi değilim Düştüğüm yerde saman alevi Kuşkonmaz tohumu, nemli bir mermer Başımı vurduğum şiir kayası Şarkı kaldıracı, gaz lâmbaları
Şiir
Reklam
Artık Yenilmeyeceğim Bu Karanlıkta
Her defasında öldürülen bir köle Her defasında susturulan bir ağıt Yeniden ayağa kalkmak umuduyla Ben hep yenildim bu karanlıkta Son defasında sonlu bir çizgi Son defasında sonsuz bir nokta
Tabut Güzellemesi
Üzeri göstermelik Rüya beziyle örtülü Aynalı bir tabuttan Sessizce bakarım karanlıklara Her baktığımda yeniden Kendimi düşlerim avuçlarında Ah yine de kuruyan bir ağacım Yaralı bir ishak kuşu Ben bu sevdayla yürürüm Dururum ben bu hasretle
Şiir
On Altıncı Söz
"Nasıl ki, güneş, kayıtsız nuruyla ve maddesiz aksi cihetiyle, sana senin ruhun penceresi ve onun âyinesi olan göz bebeğinden daha yakın olduğu hâlde, sen mukayyed ve maddede mahpus olduğun için ondan gayet uzaksın. Onun, yalnız bir kısım akisleriyle, gölgeleriyle temas edebilirsin ve bir nevi cilveleriyle ve cüz'î tecellileriyle görüşebilirsin ve bir sınıf sıfatları hükmünde olan elvanlarına ve bir taife isimleri hükmünde olan şualarına ve mazharlarına yanaşabilirsin. Eğer, güneşin mertebe-i aslîsine yanaşmak ve bizzat doğrudan doğruya güneşin zatı ile görüşmek istersen, o vakit, pek çok kayıtlardan tecerrüd etmekliğin ve pek çok merâtib-i külliyetten geçmekliğin lâzım gelir. Adeta, sen, manen tecerrüd cihetiyle, küre-i arz kadar büyüyüp, hava gibi ruhen inbisat edip ve kamer kadar yükselip, bedir gibi mukabil geldikten sonra, bizzat perdesiz onunla görüşüp, bir derece yanaşmak dava edebilirsin. Öyle de, o Celil-i Pürkemål, o Cemil-i Bîmisal, o Vacibü’l-Vücûd, o Mucid-i Külli Mevcud, o Şems-i Sermed, o Sultan-ı Ezel ve Ebed, sana senden yakındır; sen Ondan nihayetsiz uzaksın.”
Sayfa 228·Kitabı okuyor
Descartes'ın yaptığı gibi her şeyi parçalarına ayırarak çözümlemeyi ve bu yolla çözmeyi denemek ve sonra bu parçaları birleştirmek elbette mümkün. Ama modern pratiğimiz bunun tersi istikamette ilerliyor ve her seferinde kazanan da o oluyor. İnsanın sağlıklı ve kaliteli bir hayata sahip olması için tabiatın öneminden bahsediyoruz ama şehir hayatımızı ekonomik veriler, mühendislik hesapları, nüfus araştırmaları, üretim ve tüketim kuralları belirliyor. İnsan, aklıyla ve duygularıyla bir bütündür diyoruz ama o insanı tüketim müptelası bir müşteri hâline getirmek için insanın özünü arzular, istekler ve ihtiyaçlar olarak tanımlıyoruz. Eğitimin amacı akıl ve erdem sahibi iyi insanlar yetiştirmek olmalı diyoruz ama matematik ve fen bilimlerini yegâne zekâ ve başarı kriteri olarak kabul ediyoruz. Bütünlüğü ararken kendimizi paramparça olmuş bir varlık ve insan tasavvuru içinde buluyoruz.
Reklam