Güneşin gökyüzündeki vakur yürüyüşü, Allah'ın kudretinin her gün yeniden okunan bir ayeti gibidir. O, ne kendisi için doğar ne de karşılık bekler; Rabbinin emrine itaat ederek bütün mahlûkata ışığını ulaştırır.
Her sabah doğuşunda, sadakatin, teslimiyetin ve emanet şuurunun sessiz bir dersini verir.
Müminin kalbinde taşıdığı iman da böyledir; Allah'a güvenle yoğrulduğunda, ruhun en derin köşelerinde saklı kalan güzellikler birer birer ortaya çıkar ve kul, her şeyde Rabbinin tecellilerini görmeye başlar.
Tevekkül, bir müminin kuşanabileceği en güçlü zırhtır. Fakat bu güç, kibirden değil; Allah'ın huzurunda eğilen bir kalbin tevazusundan doğar. Rabbine güvenen gönül, dünyanın fırtınaları karşısında sarsılmaz bir limana dönüşür.
İnsanlar sözlerle değil, o gönülden yayılan emniyetle huzur bulurlar. Çünkü bilirler ki bu güven, fanilere dayanmanın kırılganlığından değil; Hayy ve Kayyum olan Allah'a dayanmanın sağlamlığından kaynaklanmaktadır.
Allah sevgisiyle aydınlanan bir kalpte aşk, geçici arzuların dar sınırlarını aşar. Yaratılanı Yaratan'dan ötürü sevmeye dönüşür. Bir kuşun kanadında, bir yetimin tebessümünde, bir gülün kokusunda ve bir damla yağmurda Allah'ın rahmetini seyretmeye başlar.
İmanın olduğu yerde ümitsizlik tutunamaz; teslimiyetin olduğu yerde korku küçülür; merhametin olduğu yerde ise muhabbet çoğalır.
Kalbindeki iman güneşini sabırla büyütenler, başkalarının karanlıklarına da nur taşır ve nice gönüllerin yeniden dirilmesine vesile olurlar.
Ömür denilen yolculuk sona erdiğinde geriye kalan, gösterişli sözler ve büyük iddialar değil; Allah için yaşanmış samimi bir kulluktur. Güneş her akşam ufka çekilirken bile Rabbinin emriyle yeniden doğacağını bilir.
Mümin de böyledir; sessizdir, vakurdur, gösterişten uzaktır. Fakat kalbinde taşıdığı iman nuru