خَالِدٖينَ فٖيهَاۚ لَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ الْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنْظَرُونَ ﴿162﴾ 162. Orada ebedî bir halde kalacaklardır. Onlardan azap hafifletilmez ve kendilerine asla nazar olunmaz. (Bakara 2/162)
بَلٰى مَنْ كَسَبَ سَيِّئَةً وَاَحَاطَتْ بِهٖ خَطٖٓيـَٔتُهُ فَاُولٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ ﴿81﴾ 81. Hayır, her kim bir yaramazlık işler, günahı da kendisini kuşatırsa, işte onlar ateşe mülâzımdırlar. Onlar o ateşte ebedî kalacak kimselerdir. (Bakara 2/81)
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kentsel dönüşümler incitti bu şehrin ruhunu Eskiden iğne deliğinde inşa edilirdi kubbeler Ve minareler sürme çekerdi göklerin derinliğine Çiniler, ebedi baharlardı, Mermer sütunlar ruhumuzla gökleri bağlardı İnci bulutlar, haki serviler sükuttandı Mezar taşları ölüme tebessüm, hataya ağıt Diriler ölüme tebessüm edip, hayata ağlardı.
وَبَشِّرِ الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرٖي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُؕ كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقاًۙ قَالُوا هٰذَا الَّذٖي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ وَاُتُوا بِهٖ مُتَشَابِهاًؕ وَلَهُمْ فٖيهَٓا اَزْوَاجٌ مُطَهَّرَةٌ وَهُمْ فٖيهَا خَالِدُونَ ﴿25﴾ 25. İmân edip sâlih amellerde bulunanlara müjde ver. Şüphe yok ki onlar için altından ırmaklar akan cennetler vardır. Her ne vakit o cennetlerden bir meyve ile merzûk olunca diyeceklerdir ki: “Bu meyve bizim evvelce de merzûk olduğumuz bir meyvedir.” Onlara birbirine benzeyen (böyle nimetler) verilmiş olacaktır. Ve onlar için cennetlerde tertemiz zevceler de vardır ve onlar o cennetlerde ebedî olarak kalacaklardır. (Bakara 2/25)
Zamanın dokusu ve kelamın kudreti
Her bir saniye yeryüzü sahnesinde milyarlarca canlının aynı anda ve hiçbir karışıklığa meydan verilmeden giydirilip beslenmesi, kâinatın kör bir tesadüfün değil, mutlak bir iradenin eseri olduğunu gösterir. Bahar mevsiminde kuru bir ağaç dalının ucundan fışkıran o narin ipek gibi yapraklar, arkalarındaki o sonsuz şefkat sahibi olan Allah’ın gizli hazinelerinden süzülüp gelen birer ikramdır. İnsan kalbi ise bu muazzam ilahi kütüphanenin en derin kelimesidir. İlk sayfada ruhuna düşen o büyük aşk yangını, seni yeryüzünün geçici gölgelerine köle olmaktan kurtarmak için kalbine üflenen kutlu bir uyanış rüzgârıdır. Sen elindeki solan yapraklara bakıp hüzünlenirken, aslında o sonsuz kudret senin nazarı her an değişen dünyadan çekip hiç değişmeyen o ezeli ve ebedi güzelliğe yöneltmeni murat eder. Tıpkı bir arının binbir çeşit çiçekten süzdüğü özleri kendi gövdesinde şifalı bir bala dönüştürmesi gibi, insan ruhu da dünyada şahit olduğu her bir güzelliği tefekkür imbiğinden geçirerek baki bir marifete dönüştürmekle görevlidir. Gökyüzünü direksiz tutan o muazzam nizam ile senin damarlarında akan kanı bir milim şaşırtmadan döndüren hüküm aynıdır. Hayat yolculuğunda karşına çıkan ayrılıklar ve hasretler, ruhunun üzerindeki fani kirleri temizleyen nurlu birer fırındır. Kalbindeki o devasa sevme kabiliyetini sadece topraktan doğup yine toprağa dönecek olan fani mahbublara harcamak, okyanusu küçücük bir bardağa hapsetmeye çalışmak gibi beyhude bir çabadır. Sevgini o güzelliklerin asıl kaynağı olan baki sanatkara sunduğunda, dünyadaki her bir dost senin için ebedi bir yol arkadaşına dönüşür. Bismillah diyerek adımladığın bu ömür sayfalarında şahit olduğun her imtihan, ruhunun derinliklerindeki o gizli elması açığa çıkarmak için kurgulanmış ilahi bir senaryodur. Kâinatın her bir zerresi
Güneşin gökyüzündeki vakur yürüyüşü, Allah'ın kudretinin her gün yeniden okunan bir ayeti gibidir. O, ne kendisi için doğar ne de karşılık bekler; Rabbinin emrine itaat ederek bütün mahlûkata ışığını ulaştırır. Her sabah doğuşunda, sadakatin, teslimiyetin ve emanet şuurunun sessiz bir dersini verir. Müminin kalbinde taşıdığı iman da böyledir; Allah'a güvenle yoğrulduğunda, ruhun en derin köşelerinde saklı kalan güzellikler birer birer ortaya çıkar ve kul, her şeyde Rabbinin tecellilerini görmeye başlar. Tevekkül, bir müminin kuşanabileceği en güçlü zırhtır. Fakat bu güç, kibirden değil; Allah'ın huzurunda eğilen bir kalbin tevazusundan doğar. Rabbine güvenen gönül, dünyanın fırtınaları karşısında sarsılmaz bir limana dönüşür. İnsanlar sözlerle değil, o gönülden yayılan emniyetle huzur bulurlar. Çünkü bilirler ki bu güven, fanilere dayanmanın kırılganlığından değil; Hayy ve Kayyum olan Allah'a dayanmanın sağlamlığından kaynaklanmaktadır. Allah sevgisiyle aydınlanan bir kalpte aşk, geçici arzuların dar sınırlarını aşar. Yaratılanı Yaratan'dan ötürü sevmeye dönüşür. Bir kuşun kanadında, bir yetimin tebessümünde, bir gülün kokusunda ve bir damla yağmurda Allah'ın rahmetini seyretmeye başlar. İmanın olduğu yerde ümitsizlik tutunamaz; teslimiyetin olduğu yerde korku küçülür; merhametin olduğu yerde ise muhabbet çoğalır. Kalbindeki iman güneşini sabırla büyütenler, başkalarının karanlıklarına da nur taşır ve nice gönüllerin yeniden dirilmesine vesile olurlar. Ömür denilen yolculuk sona erdiğinde geriye kalan, gösterişli sözler ve büyük iddialar değil; Allah için yaşanmış samimi bir kulluktur. Güneş her akşam ufka çekilirken bile Rabbinin emriyle yeniden doğacağını bilir. Mümin de böyledir; sessizdir, vakurdur, gösterişten uzaktır. Fakat kalbinde taşıdığı iman nuru
Duygu ve Düşünce