(...) Başladım uyku teharrîsine, lâkin ne gezer! Sızmışım bir aralık neyse yorulmuş da meğer. Ortalık açmış, uyandım. Dedim, artık gideyim, Önce amma şu fakîr âdemi memnûn edeyim. Bir de baktım ki: Tek onluk bile yokmuş kesede; Mühürüm boynunu bükmüş duruyormuş sâde! O zaman koptu içimden şu tehassür ebedî: Ya hamiyyetsiz olaydım, ya param olsa idi! Akif / Seyfi Baba
Dönence
Simsiyah bir gece ve ben koynunda yapayalnızım. Gece geç saatlerde, bilhassa 00.00 sonrasında insan yalnız hisseder. İsterse milyonlar olsun yanında, bir kez de olsa tadacak o hissi yürek. O hissi geçirmek zordur, hatta imkansıza yakındır da. Durur düşünürsün, tavanı, tavandaki lekeleri ve her bir şekli ezberlersin zamanla. Bakarsın saate, kaç saat uyuyacağını merak edersin ve yatağa girdiğinde henüz gece yarısına yeni gelmiş olan saat, bir bakmışsın gecenin üçü olmuş. Bir gaflet yatmazsan o saatte, tebrikler; sabahın beşine sürgün yedin. Ve lanetlendin. Sabahın ya da gecenin beşi, fark etmez. Sürdün yediğin o saatten sonra uyusan yetmez, uyumasan gitmez. Düşünceler bir kemirgen olup beynini yok ederken ağır ağır baş ağrısı sızar içeri. Kumlar fırlatırlar gözlerine, kıpkırmızıdır beyaz olması gereken kısımları. Mor halkalar misafir olur gözlerinin altına. Uyutmaz sabah beşler, gece üçler. Uyutmayan aslında düşünceler. Yorgunluk daimi yoldaşın, huzursuzluk ebedi dostun olur yanında, bir gölge gibi takip ederler seni. Gölgenden kurtulabilir misin? Simsiyah gecenin koynunda, yapayalnız hisseden herkese. Yalnızlık aslında en büyük kalabalıktan taşar ve sen o kalabalığın içinde kendine bile yabancı kaldığında ruhundan sürgün yemiş gibi uçsuz bucaksız, ışık görünmeyen o yola girersin; gördüğün ilk ışığa koşma çünkü karanlık bir tünelde gördüğün her ışık kurtuluşun olmaz. Trenler de tünele ışık tutar, o ışığa kanma, emin olmadan adım atma ve unutma; en yalnız anında bile sen varsın yanında.
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Yaa Rabbi Zatını seyran ettir. Kendine hayran ettir. öyle yaşat ki bizi, Ebedi bayram ettir.
Sanatın şahidi ve çekirdeğin aynası
Bir sarayın duvarına asılmış harika bir harita düşün ki o haritanın her bir köşesinde koca bir memleketin yolları nehirleri ve şehirleri milimetrik bir hassasiyetle çizilmiş olsun. Akıl sahibi hiçbir insan o muazzam haritanın kendi kendine oraya çizildiğini veya mürekkebin tesadüfen dökülerek o kusursuz yolları oluşturduğunu iddia edemez zira haritadaki her bir çizgi arkasındaki yüksek bir coğrafya ilmini ve mahir bir ressamın elini ilan eder. İşte aynen bu misal gibi koskoca bir çınar ağacının bütün dalları yaprakları meyveleri ve geleceği tırnak kadar küçük ve kuru bir çekirdeğin içine o muazzam harita gibi sığdırılmıştır. O kuru odun parçası andıran çekirdeğin içinde koca bir ağacın kader programını yazmak ve onu toprağın altında şaşırmadan büyütmek ancak kainatı tek bir nokta gibi gören o sonsuz ilim ve mutlak kudret sahibi olan Allah'ın sanatı olabilir. İnsan kalbi de bu kainat sarayındaki en harika en derin haritadır ve her bir zerre üzerindeki parıltıyla o baki sanatkarın isimlerini yansıtır. Sen aynadaki o geçici ışıklara takılıp kaldığında haritayı sadece bir kağıt parçası sanıp arkasındaki o muazzam mülkün sahibini unutmuş olursun oysa fani olanın solması bakışını o sönmez güneşe çevirmen için kalbine dokunulan şefkatli bir ikazdır. Elif gibi dik durup hakikatin peşine düşen bir ruh kendi acizliğini ve fakirliğini anladığı an bir vav gibi bükülerek o sonsuz rahmetin önünde eğilir ve gerçek hürriyete kavuşur. Dünyayı ve onun içindeki fani mahbubları o baki olanın namına ve birer ilahi sanat eseri olarak sevdiğinde kalbindeki o kırılgan cam parçaları elmas bir hakikate dönüşür ve her bir sevdiğin ebedi birer dost olur. Bismillah diyerek adımladığın bu hayat basamaklarında karşına çıkan her bir darlık ve her bir zorluk aslında o çekirdeğin toprak altında
Hadis
عن أنس بن مالك قـال : خطبنا رسول الله صلي الله عليه وسلم على ناقته العضباء وليست بالجدعاء فقال : «يا أيها الناس كأن الموت فيها على غيرنا كتب، وكأن الحق فيها على غيرنا وجب، وكأن من نشيع من الموتى سفر عما قليل إلينا راجعون، نبوئهم أجداثهم ونأكل تراثهم كأنا مخلدون بعدهم، قد نسيتم كل واعظة، وأمنتم كل حائجة، طوبى لمن شغله عيبه عن عيب أخيه ... ». Hz. Enes b. Mâlik (r.a.) dan nakille Efendimiz (ﷺ) minbere çıkarak yüksek sesle şöyle buyurdu: “Ey diliyle iman eden, fakat iman kalbine girmemiş olanlar! Müslümanların gıybetini yapmayın, ayıplarını araştırmayın. Kim bir Müslüman’ın ayıbını araştırırsa, Allah da onun ayıbını araştırır. Allah kimin ayıbını araştırırsa, onu evinin içinde bile olsa rezil eder.” Bu hadisin başka bir rivayeti ise şöyle nakledilmiştir: Ey insanlar! Ölüm, bizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de yazılmıştır. Hak, başkalarının lehine olduğu gibi sizin lehinize de vardır. Bizden önce nice kimseler ölüm yolculuğuna çıktı ve çok azı geri döndü. Onları sanki yokmuş gibi unuttuk; bedenlerini yedik (mallarını paylaştık). Kendimizi ise sanki ebedî kalacakmışız gibi gördük. Her öğüdü unuttuk, her ihtiyacı ihmal ettik. Kardeşinin ayıbıyla meşgul olmayan kimse ne mutlu!* Sened Hakkında: Heysemî, Mecmaʿu’z-Zevâid’de bu hadisin senedi hakkında şunu söylemiştir: Bu hadisi Taberânî, Nasîh el-Abesî yoluyla rivayet etmiştir. Onu tanımıyorum; ancak râvilerinin geri kalanı sika (güvenilir) kimselerdir.