Puan vermedi·232 syf.··
2026 43. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 12:44
“Hafıza için zaman diye bir şey yok. Orada sınırlar yok, ebedi ayrılıklar yok, hayatın öte ve beri kıyısı yok. Orada ölenler ve kalanlar bir arada ve sanki her şey yeniden kurgulanıp yaşanmak için var.” Dönüş - Mehtap Ceyran On yıl sonra hapishanenin o ağır kapısı açılır ve Pero tahliye edilir ama  asıl yolculuk eve değil, kendi içine doğrudur. Dönüş yolunda hayatının muhasebesini yaparken çocukluğuna, yaralarına ve en çok da babasına döner. 1980 darbesinin gölgesinde geçen bu hikâye; yalnızca bir kadının değil, aidiyet duygusunu hiç tadamamış bir çocuğun da hikâyesidir aslında. Pero’nun en büyük becerisi içinden konuşmaktır belki de. Çünkü gittiği her yerde şiddet görmüş, aşağılanmış, istismara uğramış ve sesini duyuracak bir yer bulamamıştır. Kitap boyunca en çok şu duygu geçti içime: Bir insanın hayatında bazen bir insanın yokluğu değil, varlığı yara olur. Pero babasını özler de… affedemez de. Kızar da… vazgeçemez de. Nefretle şefkatin birbirine karıştığı o yerde yılların hesabını tutmaya çalışır. Bazı insanlar içimizde sadece derin bir çizik olarak kalırlar. Ne tamamen vardırlar ne de tamamen yokturlar. Mehtap Ceyran; baba-kız ilişkisini, travmayı, aidiyet arayışını ve yüzleşemediğimiz yaraları çok içten ve cesur bir dille anlatmış.İnsan ruhunun derinliklerine inen bu dokunaklı hikâyeye mutlaka bir şans verin. Peki Pero, yıllardır içinde taşıdığı bu hesaplaşmayı babasına söyleyebilecek mi? Yoksa bazı yüzleşmeler insanın içinde mi kalıyor?
DönüşMehtap Ceyran · Everest Yayınları · 202632 okunma
Puan vermedi·
“Bu adamlar, dünyaya ebedî koca, daha doğrusu yalnızca koca olmak için gelmişlerdir. Böyle bir erkeğin dünyada evlenmekten başka görevi yoktur. Evlendikten sonra, yaradılıştan karakter sahibi olsa bile, hemen karısının bir parçası halini alır.”
Ebedi KocaFyodor Dostoyevski · Araf Yayıncılık · 20123,527 okunma
Reklam
Puan vermedi·208 syf.··
2026 18. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 21:48
#okudumbitti Fournier'in eşi Sylvie'nin ölümünden sonra gazeteye "Dul, Ölümsüz Eş Arıyor" diye bir ilan vermesiyle başlıyor her şey. Bu ilana bizim de tanıdığımız birçok kadın talip oluyor: Madame Bovary, Cleopatra, Hamlet'in Ophelia'sı ve daha niceleri... Gelen yanıtları, ölen eşi Sylvie ile birlikte değerlendiriyorlar; bazen alayla, bazen de "armudun sapı, üzümün çöpü" misali kusur bularak. Aslında Fournier'in amacı kendine yeni bir eş aramak değil de eşiyle konuşabileceği bir alan açmak gibi geldi bana. Talipleri birlikte değerlendiriyor, kimi zaman hüzünle, kimi zaman mizahla ilerliyorlar. Fournier'in mizahını yine çok sevdim. Kendisiyle dalga geçme biçimi her zamanki gibi muazzamdı. Hikâyenin sonu ise oldukça hüzünlüydü: "Sözcüklerle geçmişimizi, mutluluğumuzu aktarmaya çalıştım. Dul artık kimseyi aramıyor... Hepsi sadece gülmek içindi. Benim ebedi eşim sensin. Ebediyeti birlikte geçireceğiz. Biz birbirimize mahkûmuz sonsuza dek..."
Dul Ölümsüz Eş ArıyorJean-Louis Fournier · Yapı Kredi Yayınları · 2024956 okunma
10/10
·104 syf.··
2026 44. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 16:14
Arkadaşlar, kitap ; İzmir’i ilhak etme çabasıyla saldıran düşman kuvvetlerini bozguna uğrattıktan sonra ebedi Başkomutanımız ve kurucu liderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’ün kahraman İzmir halkıyla 6 saat süren söyleşisini barındırıyor. O dönem bu konuşma gazeteciler tarafından not edilip zamanın yazılı yayınlama araçlarında halka ulaştırılmıştır. ATA’mızın üslup ve anlatım şeklinden ve dönemin mevcut halini birinci ağızdan okuyabileceğiniz muhteşem konuşma. Halka her şeyi izah edip 6 saat boyunca usanmadan ülke gelişmelerini aktaran fikirlerini sonsuza dek yaşatacağımız ölümsüz başkumandanımızın ruhuna sağlık!
Türkiye’nin GeleceğiMustafa Kemal Atatürk · Can Yayınları · 2024638 okunma
Puan vermedi·455 syf.··
2026 8. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2026 01:38
Ev Sahibesi: Dostoyevski’nin novellalarından olan Ev Sahibesi karamsar bir karakterin ruh halini yansıtan bir eserdi. Ordinov’ın Katerina’ya olan aşkı onu buhrana sürüklemiştir. Her iki karakter arasında geçen diyaloglardan kasvetli bir tını sezdim ben. Ustalık eserleri kadar başarılı olamasa da (bana kalırsa) kronolojik olarak okunduğunda yazarın ruh halini daha iyi tanımlayabiliriz. Ev sahibesi Dostoyevski’nin erken dönem eserlerinden biri olduğu için daha sonra yazacağı büyük romanlardaki psikolojik derinliğin ilk izlerini taşıyor. Not: Ebedi Koca ve Amcanın Rüyası’nı henüz okumadım. Kronolojik sırayla okuduğum için , her ikisini de sırası gelince okuyup yorumumu güncelleyeceğim.
Üç NovellaFyodor Dostoyevski · İletişim Yayıncılık · 2019334 okunma
9/10
·416 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
İris ve Roman, rakip iki gazeteci, sadece birisi köşe yazarı olacak. İkisi için de bu pozisyon çok önemli, ikisinin amacı da aynı farklı dünyalardan gelseler de. Köşe yazarı olmak için her şeylerini ortaya atacakları bu rekabette hayatın onlara sunacağı sürprizden habersizler. Serinin ilk kitabı İris'in abisi Forest'ın Tanrıların Savaşı'nda savaşmak için cepheye gitmesi ile başlıyor. Bu gidişin ardından ise İris ve annesinin hayatı eskisi gibi olmayacaktır. Okulu bırakmak zorunda kalan İris gazetedeki işinde çalışırken Roman ile köşe yazarlığı rekabetinde her şeyini vermeye hazırdır. Tıpkı Roman gibi... Roman ise zengin bir ailenin çocuğu. Ancak zıtlıkların birleştirici gücü ikisinin de kaderini yazmaya başlamıştır. İris, cepheye giden abisine ulaşmak için daktilosunda yazdığı mektupları evlerindeki gizemli gardıropa koyduğunda mektupların abisinin eline ulaştığını düşünür. Taa ki mektupların ulaştığı kişi kendisinin Forest olmadığını söyleyene kadar. Gelen cevaptan sonra ise aralarında zamanla kendi hayatlarını, duygu ve düşüncelerini kaleme aldıkları büyülü mektuplaşmalara dönüşür. Tanrıların Savaşı'nı, Roman ve İris'in yaşadıkları ve aşkın gelişini kendisine has kalemi ile aktarmış yazar eserinde. "Bence hepimiz zırh giyiyoruz. Bence giymeyenler aptallık ediyor, dünyanın keskin kenarları tarafından tekrar tekrar yaralanmanın acısını yaşama riskine giriyorlar. Ama bu aptallardan öğrendiğim bir şey varsa o da savunmasızlığın çoğumuzun korktuğu bir güç olduğu. Zırhını çıkarmak, insanların seni olduğun gibi görmesine izin vermek cesaret ister. Bazen ben de senin gibi hissediyorum: İnsanların beni olduğum gibi görmesi riskini göze alamam. Öte yandan zihnimin derinliklerinde bir ses var, bana sürekli, "Bu kadar ihtiyatlı davranarak çok şey kaçırıyorsun," diyor." ( I
Ebedî RekabetRebecca Ross · Olimpos Yayınları · 20241,221 okunma
Reklam
Reklam