"Burası dünya” diye fısıldadım. "Hem tatlı hem ekşi, kekre bir rüya. Burada herkes kâşif sayar kendini, birbirinin bahçesine girer, iz bırakayım derken talan eder. Onları sev ama tutunmaya çalışma. Yalnız kalmaktan korkup kendi bahçende kaybolma. Söz veriyorum, ben hep yanında olacağım. Sen bana kök vereceksin, ben sana dal saracağım. Başına gelenlere rağmen ve hatta onlarla, hem de doya doya yaşamayı öğreteceğim sana. Seni bir daha hiç bırakmayacağım’’
Kendimi tutamayıp güldüm.
Yol insanı önce perişan ediyor, sonra da o perişanlıktan utanmamayı öğretiyor.”
"Bize hep direnmeyi öğrettiler” deyip içini çekti Vesna. "Ama yanlış şeylere direnmeyi. Mesele biraz da kabul etmektir belki'
Saf saf sordum:
"Neyi
Vesna durdu. Elini omzuma koydu. Çiy damlalarıyla bezeli kirpiklerinin arasından gülümseyerek cevap verdi:
"Kendimizi.”
İnsanoğlu... Böyleydi işte; üstü sırmalı kaftan, içi ham meyve. Ve işte bu yüzden; ateşlere düşüp yanmalıydı. Kaftan çıktıktan sonra pişmeli, çiğliği, hamlığı gitmeliydi.