Zihnimde Arthur Schopenhauer ile Sigmund Freud arasında benzerlikler var. Onları ilk okuduğumdan sonra ikisine karşı da peşin hükümlü davrandım. Ben sadece bir örneğim tabii, bu şekilde düşünen birçok insan olduğunu biliyorum. Özellikle benim gibi feminist okumalar yapmaya meraklıysanız ve artık adeta bu konuda bir hassasiyet geliştirdiyseniz Schopenhauer ve Freud gibilerin kadınlarla ilgili düşünceleri bizleri rahatsız edebiliyor. Schopenhauer felsefe tarihinde kadınlar üzerine en çok yazmış insanların başında geliyor. Bir insan ne üzerine en çok yazıyorsa muhakkak ki o konuyla ilgili bir yarası vardır, tarih bu dediğimi doğruluyor. Arthur Schopenhauer’ın annesi Johanna Schopenhauer dönemin entelektüellerinden biri. Biraz da narsist biri bana göre. Oğlu ile aralarındaki entelektüel çekişmenin Arthur’un kadınlar hakkındaki düşüncelerine büyük oranda yön verdiğini düşünüyorum. Arthur Schopenhauer küçüklüğünden itibaren bir dahi olacağını herkese sezdiriyor. Gerçekten çok yetenekli ve zeki bir çocuk. Johanna Schopenhauer ile Goethe arasında geçen meşhur bir diyalog var. Goethe, Johanna’ya oğlunun ileride bir dahi olacağını söylüyor. Johanna ise bir aileden yalnızca bir dahi çıkar diyerek cevap veriyor. Gerçekten de öyle oluyor. Arthur Schopenhauer, felsefeye kattıkları bakımından çok önemli bir konuma sahipken Johanna bugün “Arthur’un annesi” olarak biliniyor. Yan tarafta duran Schopenhauer biyografisini henüz okumadım ama okuduktan sonra Arthur ile ilgili daha çok bilgi sahibi olacağımdan eminim.
Bizler filozofları tanrısallaştırıyoruz. Halbuki onlar da bizler gibi insanlar. Dahi olmaları bunu değiştirmiyor. Düşüncelerine yön veren en önemli etken çocuklukları, aile yaşantıları. Aşkın Metafiziği’ni okurken Schopenhauer’ın aşk ile ilgili düşüncelerine sonuna kadar