Bir devletin güçlü veya zayıf oluşu, bir ulusun ilerleyişi veya gerileyişi, yalnızca yöneticilerin ehliyet ve iktidarından veya onların yetersizliğinden ileri gelmez. Yöneticiler ister iyi veya kötü, ister kahraman veya zalim olsunlar, onlar kendi toplumlarının birer aynasıdır. Onlar, ulusal ruhun birer kopyasıdır. Onlar, halkın içinden doğmuştur. Bir ulus nasılsa, yöneticileri de onun gibidir. İşte bundan dolayıdır ki, eskiden beri, " Her ulus layık olduğu yönetime ve yöneticilere sahip olur."
Boş vakit ve güvenlik herkesçe paylaşıldığında, yoksulluğun serseme çevirdiği geniş kitleler okuryazar olacak, kendi başına düşünmeyi öğrenecek, o zaman da hiçbir işe yaramadığını sonunda fark ettiği ayrıcalıklı azınlığı ortadan kaldıracaktı. Hiyerarşik toplumun varlığı, uzun sürede, ancak yoksulluk ve cehalete yaslanarak sürebilirdi.
İnsan, bu kadar zayıf bir organizmanın binlerce yıldır gezegeni yönetiyor, kurallar koyuyor, kararlar veriyor,sporu bile anlamsız hale getirip savaşa çeviriyor olmasına ve periyodik aralıklarla savaşlara ihtiyaç duyan bu kadar başarısız bir sistem kurmasına hayret ediyordu.