Geçmişe özlem duymak, asla dolmayacak boşlukların, kovuklarını belli etmek ister gibi zonklamasına neden olsa da, bir yanıyla bana hep iyi gelirdi. Vaktiyle var olmuş bir yokun nazikçe kendini anımsatmasıydı neticede bu sızı. Özlenmeye hak kazanacak denli mutlu etmiş bir lütuftan geriye kalana, sızı bile olsa, teselli diye bakardım.
Ölümden bahsederken aslında neden söz ederiz ? Aramızdan ayrılan kişiden mi, yoksa kendimizden mi ? Yoksa yokluğun kendisinden mi ? O denli yok ki, her boş anı yokluğuyla dolduruyor.
Onun bugüne kadar ki varlığı, benim kendi varlığımı, çocukluğumun varlığını doğruluyordu.