Kafam ebeveynim de dâhil olmak üzere aile içinde ve dışında benden yaşça büyük olanların nelere boyun eğdiklerini fark edecek kadar çalışıyordu. Boyun eğmek işime gelmiyordu. Hem hayatımı, hem de baş kaldırımı devam ettirmek için şiir en müsait atmosfer gibi göründü bana. Üstelik başkaldırı o günlerde Türkiye'deki okur-yazarlar arasında modaydı da. Hâsılı umdemi şiir marifetiyle yaşamak şeklinde tespit etmem zor olmadı. Gözümde kifayetsizler şiiri, yazılan başka şeylerden ayırma başarısını eremeyenlerdi. Şiirin hakkını veremeyenlere acırdım.
Anladım ki, insan sahicilik denilen şeyi ve bilhassa kendi sahiciliğini bulmak şöyle dursun, onu nerelerde arayacağını bilme tariline bile eremiyor. Her kim ki, "ben erdim" dedi ise yalanın hasını o söylemiştir. Hele görünüşte çekinmeden renkten renge girebilen, Bir boyacı küpünden diğerine zıplayarak pervasızca seyahat etmekten hiç gocunmamış olan ben böyle bir işin üstesinden geldiğimi, kendi sahiciliğime dair bir fikre sahip olduğumu söyleyecek olsam bu söylediğimin bir uzun kuyruklu yalan olduğu hükmünü herkes kolayca varabilir.
Bir insan (yani her insan) kendi sahiciliğinin deliline ulaşabilir mi? Olur mu böyle şey? İnsan ve sahicilik... Bu ikisi yan yana gelebilir mi? Bunları birbirine ne şekilde, ne bakımdan yakınlaştırmak münasiptir?