İnsan, sayısız duyu taşıyan varlıktı, içinde gizemli düşünce ve duygu mirasları taşıyan, bizzat etinde ölmüşlerin ürkünç hastalıklarının lekesini gizleyen, biçimden biçime giren karmaşık bir yaratık.
Muhakkak ki bütün insanların birer ruhu vardı, ama birçoğu bunun farkında değildi ve gene farkında olmadan geldikleri yere gideceklerdi. Bu ruh, ancak bir benzerini bulduğu zaman ve bize, bizim aklımıza,hesaplarımıza danışmaya lüzum bile görmeden, meydana çıkıyordu… Biz ancak o zaman sahiden yaşamaya -ruhumuzla yaşamaya- başlıyorduk.