“Bir gerçeğin üç yüzü vardır: Görene, görmeyene ve asla görülmeyene…”
Asılacak Kadın, tek bir hikâyeyi üç farklı sesle anlatırken bize çok sert bir gerçeği hatırlatıyor:
Bir kadın hakkında verilen hüküm, çoğu zaman hakikatten çok, onu gören gözün kirine bağlıdır.
Hakim Faik İrfan’ın mesafeli bakışı,
Melek’in içten içe çürüyen sessizliği,
Yalçın’ın gençliğinin getirdiği romantik yanılgı…
Aynı olay, üç farklı dünyanın içinde bambaşka anlamlara dönüşüyor.
Melek’in yaşadıkları, “suç” denen şeyin bazen eylemden değil, hayatın bir kadını köşeye sıkıştırışından doğduğunu acıyla gösteriyor.
Herkes kendi penceresinden bir hikâye uyduruyor; ama Melek’in sessizliği, romanın en gür sesine dönüşüyor.
Dönemin bazı kesimleri için tehlikeli bulunduğu için yasaklanan bu eser, adaletin körlüğünü, toplumun kadınlara biçtiği haksız rolleri ve hakikatin çoğu zaman susturulanda gizli olduğunu gözler önüne seriyor.
Aslında herkes aynı soruyu soruyor:
“Melek suçlu mu?”
Oysa asıl sorulması gereken:
“Bu hayatta kim gerçekten masum?”