Sen ne kadar kaçsan da, ıskalasan da, görmezden de gelsen, kafanı kuma da gömsen, kalbine kilit de vursan, hayatın sana bir diyeceği varsa, sinsi sinsi bekliyor sırasını, yıllarca. Öyle sabırlı.Öyle fil hafızalı, öyle unutmuyor hayat.Sen sabaha kadar unuttum diye sağalt ruhunu.Gömdüm san.Defter kapanmayınca kapanmıyor.
Bir şeylerin olmasını bekliyorum sanki bir yandan.Bir şeyler olsun.Hikayenin akışını değiştirecek bir şeyler.Hayat her şeyi benden beklemesin istiyorum.
Etrafımda bir sürü şey olup bitiyor ama gördüğüm, hareket halindeki bir arabanın camından dışarı baktığımda gördüklerimden farksız.Bir şeylerin içinden akıp gidiyorum.
Başka bir insanı bahtiyar edebilmek, kendini bahtiyar edebilmekten daha güç fakat daha insancadır.Bugün böyle düşünenlere saf, hatta enayi derler.Fakat ne derlerse desinler, biz kalbimizin ve kafamızın doğru bulduğu şeyleri etrafın ne dediğine bakmadan yapmalıyız.
“Hiç kimse yılan soktuğu için ölmemiştir. Sizi öldüren şey zehirdir,yılan ısırdıktan sonra kalan ve içinizde dolanan zehir.Bu zehir, eğer onu vücudunuzdan atmayı öğrenmezseniz, sizi mahveder. Hatta zehri sindirene ve zehirli olan şeyi bir ilaca dönüştürene kadar…”