Ece

9/10
·112 syf.··
2021 98. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 04 Eylül 2021 17:21
İlk Yılların Ekmeği, İkinci Dünya Savaşı sonrasında bir Alman kasabasında tamirci olarak çalışan, yirmili yaşlardaki Fendrich’in uzun bir gününü konu alıyor. Bir pazartesi sabahı babasından gelen mektup ile başlayan roman Frendrich’in geçmişe dönük hatıralarıyla kesişiyor; yedi yıldır ayrı yaşadığı öğretmen babası, annesinin ölümü, yoksulluk yılları, çıraklık yılları, tanık olduğu yozlaşmalar, savaş sonrası toparlanmaya çalışan ülkesi.. Babasının mektubunda yer alan isteği üzerine kente öğretmen olmak için gelecek arkadaşının kızını karşılıyor. Hafızasındaki kıza ait imgeleri deşiyor yine, kızın babasını, evini, okul yıllarını hatırlamaya çalışıyor fakat karşılaştıkları an her şey bambaşka bir hal alıyor. Yıllardır beklediği trenin geldiğini, her şeyin bambaşka olabileceğini, hayatının yönünü değiştirebileceğini düşünmeye başlıyor. Ana tema aşk gibi işlense de arka planda ekmek ve kırmızı renk simgesi sık sık yer alıyor. Fendrich artık biraz parası ve arabası olsa da açlığa karşı hala güvensiz. Herkesin gözünde ödemek zorunda olduğu fiyatları görüyor. Anılarında kırmızı yakalar, kırmızı dudak boyaları, ölen insanların isimlerini umarsızca çizen kırmızı kalemler... İşine, hayatına duyduğu nefret ve yabancılık ön planda ama asıl önemli olan şey yine ekmek. Yıllarca güç durumlarla karşılaşmış, nefret uyandıran bakışlara, sözlere katlanmış. Takıntılı biçimde nefret ettiği ifadeler var. “Ödenecek paraya değmeli” gibi. “Bu deyimden hoşlanmayacak kadar çok öğrenmiştim her şeyin fiyatını; çünkü hiçbir zaman ödeme gücüm olmadı. Ödenecek paraya değen hiçbir şey yok, ekmek fiyatları da hep yüksek.” diye dile getiriyor. Palyaço’yu okumayı düşünürken elim sebepsizce bu kitaba gitti ve umduğumdan çok sevdim. Edebiyatta sıklıkla işlenen bir konunun bu kadar özgün ve ustaca
İlk Yılların EkmeğiHeinrich Böll · Can Yayınları · 2016501 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
8/10
·208 syf.··
2021 94. kitabı
·
29 saatte okudu
·
Okunma: 30 Ağustos 2021 16:43
Ölümümüzden sonra konuşma hakkımız olsa neler anlatırdık? Hatıralarımızı mı, son saatlerimizi mi, söyleyemediklerimizi mi yoksa pişmanlıklarımızı mı? Bizi oluşturan şeyler, farklı yaşamlar, inançlar, fikirler, hatalar, pişmanlıklar vb. bambaşka şey. Peki ne kalıyor bizden geriye? Seethaler kitap boyu bu soruları sorgulatıyor. Bir kasabanın mezarlığındaki ölüleri dile getirip onlara hikayelerini anlattırıyor. Aynı kasabada yaşamış insanların yaşamına farklı boyutlarından da bakabiliyoruz, öyküler arasındaki ipuçlarını da yakalayabiliyoruz. Ölümden yaşama doğru bir perspektif bir nevi. Ölümle yaşam arasındaki ince sınırda çok güzel yerlere dokunmuş yazar. Ben yalnız anlatımı biraz tekdüze buldum. Öykülerin tek kişinin ağzından çıktığı çok açıktı. Yazarın biraz farklı şeyler de denemesini dilerdim.
ToprakRobert Seethaler · Timaş Yayınları · 2020502 okunma
10/10
·232 syf.··
Beğendi
·
2021 93. kitabı
·
35 saatte okudu
·
Okunma: 28 Ağustos 2021 21:07
Seneler, dönemin tarihi ile harmanlanmış otobiyografik bir roman daha doğrusu bir akış, toplumsal bir bellek. Yazar kendi yaşam deneyimi ile toplumun düzenini, değerlerini ve değişimini sınıf çatışmaları, savaşlar, dönemin siyasi olayları, tüketim, kadınlık, teknoloji gibi değişen dünyanın aldığı şekli imgeler, filmler, şarkılar, fotoğrafla sunuyor ve kendini de anlatının dışına atıyor. “Bir yaşamın son görüntüsüne kadar, adım adım, şimdiki zamanı yutan, mutlak, sürekli geçmiş zaman kipinde, kayan bir anlatı olacak bu.” diye açıklıyor romanın sonunda. Bellek, anı, hafıza üzerine hayranlık uyandırıcı bir metin. Her açıdan çok zengin bir roman. Okurken inanılmaz keyif aldım, yeterince vaktim olsa tek seferde okurdum muhtemelen. Dönemin tarihine aşina olunmasa bile rahatlıkla okutuyor kendini. Tarihi detaylarla boğmak yerine film gibi bir izlenim sağlamayı tercih ediyor zaten yazar. Sebebini de son cümlesinde yeterince açık ediyor sanıyorum. “Artık asla var olmayacağımız zamandan bir şey kurtarmak.”
SenelerAnnie Ernaux · Can Yayınları · 20212,526 okunma
9/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2021 76. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 29 Temmuz 2021 00:03
50 yaşını doldurmasına çok az zaman kalmış olan, neredeyse 25 yıl önce kaybettiği eşinden kalan 3 çocuğu ile birlikte yaşayan Martìn emekliliği için gün saymaya başlar. Ağır ağır emeklilik planları yaparken işi ve evi arasında mekik dokumaya devam eder. Derken hiç beklenmedik bir aşkın içinde bulur kendini. Aşk desem de abartılı bir arzu, saplantı veya hızla gelişen absürt hikayelerden değil. Doğal, sıradan ve daha gerçek bir şey. Mutluluğu bulduğuna inanmaya başlayıp, tekinsiz bir umuda tutunarak önünde yeni bir hayat olduğunu düşündüğünde, ona bahşedilenin mutluluktan çok aslında bir mola olduğunun henüz farkında da değildir tabii. Metin tamamen Martìn’in günlüğünden oluştuğu için yaşamınının bu döneminden bir yıl boyunca yazdığı şeyleri okuyoruz. Fazlasıyla dürüst ve içten o nedenle. Her konuda yaptığı tespitler sıradan ve tam hayatın içinden. Kimi yerde güldürüyor, çoğu yerde düşündürüyor. Yaşadığı hayatın yarısını yaşamamış olmama rağmen bilhassa anılar, yaşlılık, yalnızlık üzerine çok farklı hisler yarattı bende. Mola, okuduğum en samimi, en komik aynı zamanda en yürek burkucu metin.
MolaMario Benedetti · Yedi Yayınları · 2024293 okunma
8/10
·400 syf.··
2021 59. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2021 01:07
Amerika’ya göç eden Litvanyalı bir aile. Hayallerinde çalışıp daha iyi bir hayata kavuşmak var. İnsanca yaşayabilmek için, evlenebilmek, ev kurmak, en temel haklardan faydalanabilmek için günde 12-18 saat çalışabilmeleri gerektiğini anlamaları uzun sürmez. Güçleri tükenene kadar hizmet etmeleri gerekir. Bundan emin olmuşlardır artık. Hem hayallerini sonra da gerçekleştirebilirler, ne de olsa Amerika özgür bir ülke değil mi? Halkın sömürülen emeği, hükümetin, memurların ve diğer üst sınıfların birbirleriyle dayanışma halinde sömürüye ortak oluşu, siyasetin ve adaletin arka planındaki yüzü ve bırakın savaşmayı, bunları anlayabilecek kadar eğitimleri bile olmayan, sistemin çarkları arasında kalan işçi sınıfının açlık, hastalık, yolsuzluk gibi şeyler karşısındaki çaresizliğini anlatırken yazar durup üzülmenize fırsat bile vermiyor. Dümdüz, kupkuru anlatıyor ki yazdıkları kalbimizde değil aklımızda yer etsin istiyor bence. Bununla ilişkili olarak da kitapta geçen et endüstrisinin iç yüzü geri planda kalması gerekirken kitap yayımlandıktan hemen sonra gıda sektörüne bazı yasal düzenlemeler getirilmiş. Sinclair de bunun üzerine “Ben toplumun kafasını hedef aldım, ama yumruk onun midesine geldi.” demiş. Sarsıcı bir şeyler okumak isteyenlere tavsiye ederim, ama yumruğu sadece kafasına yiyebilecekler için.
Şikago MezbahalarıUpton Sinclair · Sel Yayıncılık · 20261,179 okunma