Aysel Akkanat

Aysel Akkanat
@eceaysel
Çok okur/az yazar kendi çapında bir edebiyatsever. ayselertugrulakkanat adıyla Instagram'dayım. youtu.be/lP4xi7B6vC0 #Gardırop kitabının yazarı
gazeteci/yazar/editor
Radyo Televizyon
Kocaeli
206 okur puanı
Eylül 2021 tarihinde katıldı
Puan vermedi·96 syf.··
2025 27. kitabı
Kısacık bir roman; ama sinir bozucu bir yoğunlukla ilerliyor. Okurken duyduğunuz öfkenin yazara değil de doğrudan karaktere yönelmesi boşuna değil. Çünkü yazar, ustalığını tam da burada gösteriyor: duyguyu okurun eline tutuşturup geri çekiliyor. Sinirlendiğiniz, kızdığınız, içinizde yankılanan her şey roman kişisinin ta kendisi oluyor. Bu, yazarla kurduğum ikinci edebî karşılaşma. Betimlemeleri ve gözlemleri öylesine güçlü ki, sanki bir sinema perdesini aralıyor; yalnızca bir sahneyi değil, o sahnenin içindeki zamanı ve hatırayı da izletiyor. Okur olarak yalnızca hissetmiyor, anının tam ortasında duruyorsunuz. Romanın merkezinde Eszter var. Yıllar önce sevdiği adamın ihanetine uğramış; sevdiği erkek, onu bırakıp ablasıyla evlenmiştir. Aradan geçen onca zamandan sonra gelen bir telgraf, geçmişi yeniden kapının eşiğine getirir. O adam, Lajos, ziyarete gelecektir. Ancak Lajos yalnızca bir eski sevgili değildir; o, cazibesiyle çevresindeki herkesi duygusal ve maddi olarak dolandırabilen tipik bir manipülatördür. Gelişini haber verdiğinde, onu tanıyan herkes aynı sorunun etrafında dolaşır: Lajos’un bu büyüsüne bir kez daha kapılmak mümkün müdür? Roman tam da bu gerilimle derinleşir. Aşk, ihanet, hafıza ve aldanış iç içe geçer. Okur, karakterlerin zaaflarını izlerken kendi kırılganlıklarıyla da yüzleşir. Kısa olmasına rağmen etkisi uzun süren bu metin, insanın geçmişten gerçekten kurtulup kurtulamayacağını sessiz ama sarsıcı bir dille sorar.
Eszter'in MirasıSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 2023647 okunma
Reklam

Aysel Akkanat

, bir kitap okudu
Puan vermedi·240 syf.··
2025 26. kitabı
Necati Öziri
7.3/10 · 718 okunma
Puan vermedi·240 syf.··
2025 26. kitabı
Baba İzi bir bir kutu kitap içinden çıkıp gelen, daha kapağıyla ve adıyla bende güçlü vaatte bulunan bir romanoldu. Başlığı, insanın omzuna sinmiş ama adı konmamış bir yükü; kapak ise o yükle birlikte yaşamanın sessizliğini çağrıştırıyor. Tam da bu yüzden, kitabı elime aldığımda metnin beni derin bir duygusal karşılaşmaya sürüklemesini bekledim. Ne var ki bu beklenti, romanın iç dünyasında tam karşılığını bulamadı. Roman, çoklu organ yetmezliğiyle yaşam mücadelesi veren bir kahramanın, belki bir gün okur umuduyla babasına yazdığı mektuplar üzerinden ilerliyor. Bu mektuplar yalnızca bir hastalığın değil, eksik bırakılmış bir çocukluğun, söylenememiş cümlelerin ve yarım kalmış bir bağın da kaydını tutuyor. Annenin ve kız kardeşin hayatına yapılan kısa dokunuşlar, anlatının aile eksenini genişletiyor; fakat bu genişleme derinleşmeye dönüşemiyor. Karakterler, anlatının içinde var oluyorlar ama okurun içine sızacak kadar canlılaşamıyorlar. Kitabın meselesi son derece güçlü: Baba figürü, göçmenlik, aidiyet duygusu, bedensel çöküşle birlikte zihinsel ve duygusal hesaplaşma… Ancak tüm bu ağırlıklı temalara rağmen metinde hissedilen bir kopukluk var. Duygular anlatılıyor ama duyurulamıyor; acı tarif ediliyor ama okurun kalbine değecek kadar yoğunlaşamıyor. Belki de bu roman, Almanya’da yaşayan göçmenlerin daha yakından hissedebileceği bir boşluğa, daha tanıdık bir kırılmaya sesleniyor. Bu ihtimali tamamen dışlamak mümkün değil. Finalde kahramanın, babasının asla göremediği bir hayata dair yaşadıklarını anlatıp “belki bir gün seni affederim” demesi, aslında romanın en güçlü cümlesi olmaya aday. Çünkü affetmek burada bir sonuç değil, ertelenmiş bir ihtimal olarak duruyor. Yine de bu cümle, öncesinde yeterince birikemeyen duygusal yoğunluğu tek başına sırtlanmak zorunda
Baba İziNecati Öziri · Holden Kitap · 2025718 okunma
Puan vermedi·152 syf.··
2025 25. kitabı
Osamu Dazai, Japon edebiyatının o kendine has, hüzünle ironi arasında ince bir çizgide yürüyen seslerinden biridir. Daha önce Dazai ve diğer Japon yazarlarla arama bir mesafe hissetmiş olmam çok anlaşılır olabilir, çünkü Japon edebiyatı çoğu zaman okurdan sadece dikkat değil, aynı zamanda belirli bir ruh hâli, belirli bir zaman ister. Belki de Günün İlk Işıkları tam da o doğru zamana denk geldi ya da ben farkında olmadan, bu edebiyatın ritmine alışmaya başladım. Belki de hepsi bir arada. Dazai’nin bu kitabı, klasik anlamda bir kurgu olmaktan çok, yazarın kendi hayatına temas eden parçaların ustalıkla bir araya getirilmiş hâli gibi. Savaş öncesi ve sonrasının Japonya’sı, toplumsal kırılmalar, bireysel yalnızlıklar ve Dazai’nin iç dünyasına özgü o karanlık ama bir o kadar da çekici tını, her öykünün altından usulca yükseliyor. Fuji Dağı’nın yüz manzarası, Günün ilk ışıkları, Tokyo’dan sekiz manzara, yakışıklı insanlar ve bitmeyen sigaraları… Her biri, sanki Dazai’nin hem kendine hem de okura tuttuğu bir aynanın farklı açılardaki yansımaları. Anı ile kurmaca arasındaki sınır silindikçe, yazar kendi yaşamının ağırlığını, kırılganlığını ve savaşın gölgesini edebî bir sükûnetle aktarıyor. Okur olarak etkilenmem belki de Dazai’nin kendini anlatırken aslında insanın evrensel yalnızlığına, kırılganlığına dokunmayı başarmasından. Çünkü her öyküde bir parça melankoli, bir parça kendine yabancılık ve derin bir iç hesaplaşma var. Dazai’nin samimiyeti, saklanmamış kırıkları ve her satırın altından duyulan insanî acı, kitabı yalnızca bir dönem anlatısından çıkarıp kişisel bir yüzleşmeye dönüştürüyor. Sonuç olarak Günün İlk Işıkları, hem Japonya’nın savaş yıllarındaki panoramasını hem de Dazai’nin iç dünyasını aynı incelikle sunan; okurun ruh hâline denk gelince de birdenbire
Günün İlk Işıkları Osamu Dazai · Olvido Yayınları · 2022818 okunma