Ecece

Ecece
@ecececelik
7/10
·104 syf.··
2026 50. kitabı
Define, Mehmet Rauf'tan okuduğum ilk kitaptı. İlk kitap olarak da yerinde bir tercih yapmışım gibi hissediyorum çünkü yormayan, tek oturuşta bitirilebilecek, akıcı bir hikayeydi. Kitapta, Erzurum'da başhekimlik yapan bir adamın, tedavi ettiği hastasının ricası üzerine -paranın kokusu tatlı geliyor tabi- bir definenin peşine düşmesini okuyoruz. Define avcılığı demek aynı zamanda aksiyonlu bir macera demek olduğu için de başlıyoruz koşturmacaya. Kitap hakkında söyleyebileceğim olumsuz pek bir şey yok ama kategorilendirildiği gibi polisiye türüne ait olduğunu da düşünmüyorum. Hikayedeki tek gizem definenin yeriydi. Onu da ana karakterimiz kendi kendine bize pek bir şey anlatmadan çözdü zaten. Normalde polisiyelerin amacı okuru da gizemin peşinde sürüklemek, kendi çıkarımlarını yapmasını sağlamak ve genellikle kitabın sonunda bir sürprizle şaşırmaktır. Define ise bunların hiçbirini vermiyor okura ama içinde biraz araştırma, biraz da kovalamaca olduğu için polisiye kokusu sinmiş diyebiliriz sanırım. Bunun dışında tek oturuşta bitirilecek bir kitapta olması gereken her şeye sahipti. Ağır okumaların arasında dinlendirici olması için tercih edilebilir.
DefineMehmet Rauf · İş Bankası Kültür Yayınları · 20223,315 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
5/10
·432 syf.··
2026 48. kitabı
Çoğunlukla kızgın, yıpranmış ve genel olarak da çok üzgünüm. Bu serinin bir başlangıcını düşünüyorum bir de sonunu ve "neden yaşadık bunca şeyi?" hiçbir anlam veremiyorum. Hem de hiç! Bir hikaye, karakterler, mantık ve her şeyden önce hayat ancak bu serideki kadar kötü harcanabilirdi bence. Özellikle son iki kitap o kadar hızlı yuvarlandı ki yokuş aşağı, tutamayacağımı bildiğim halde ben tutmak istedim. Eleştirmek istediğim onlarca ve onlarca olay var ama seri için harcadığım ve harcamaktan asla memnun olmadığım zamanımı bir de inceleme yazarak yine boşa harcamak istemiyorum. Raithi... Hayatımda senin kadar kullanılmış, senin kadar aşağılanan bir karakter ben hiç görmedim. Elimde olsa seni bu seriden kurtarırdım. Suri, Tesh, Brin, Gifford ve Roan sizi de tıpkı Raithi gibi kurtarmayı ve kucaklamayı çok isterdim ama elimden bozuk para gibi harcanmanızı okumaktan başka bir şey gelmedi maalesef. Persephone... En büyük hayal kırıklığım sensin. Yüzlerce kitap okudum, bir sürü film izledim ama bu kadar kötü bir savaş stratejisi, bu kadar aptal karakterler, bu kadar aciz bir kurgu, bu kadar hiçbir şey vadetmeyen bir seri hiç görmemiştim. Yazar ilk üç kitapta yazdığı her güzel şeyi son üç kitapta yerin dibine sokmuş. Ve bu da sırf lüzumsuz bir tanrıyı hikayeye daha fazla dahil etmeye çalıştığı için olmuş. Şu "işin içinde tanrılar varsa mantık aramaya gerek yok" bahanesinden kurtulsun artık yazarlar. İçinde tanrıların olduğu kitaplardan nefret etmeye başladım iyice. Son olarak; Özlü sözler seviyorsanız bu seride bolca var; onlar için alıp okuyabilirsiniz. Benim gibi karakterleri önemseyerek okuyan bir okursanız elinizi bile sürmeyin. Mantık hatalarından rahatsız olan biriyseniz yine sizi uyarmak zorundayım, elinizi bile sürmeyin. Boşa harcanmış bir ömür(ler) okumak
İmperler ÇağıMichael J. Sullivan · İthaki Yayınları · 202538 okunma
7/10
·152 syf.··
2026 49. kitabı
Kitap bence daha iyi olabilirmiş ama sakinliği de çok hoşuma gitti benim. Şöyle basitçe anlatacak olsam yürek burkan vedalar ve yeni başlangıçlarla örülmüş sıradan bir yaşam öyküsüydü diyebilirim bu kitap için ama en güzel yanı da tam olarak buydu. Ana karakterimiz annesinin hastalığı, işinden memnun olmaması ve erkek arkadaşının ona kendisini sürekli değersiz hissettirmesi yüzünden oldukça depresifti ama hayata bakış açısı da çok tatlıydı aslında. Annesine yazdığı mektuplar ve kendi kendini bir şeylere ikna etmeye çalışırkenki kibarlığı da pek bir hoşuma gitti. Zaman zaman bunun gibi öykülerle kendimi dinlendirmem gerektiğini hatırlamam gerek çünkü kitap okumak bile bazen insanı sinir sahibi yapabiliyor. Bu yüzden bu kitaba teşekkür etmem gerek sanırım. Kendime kesinlikle daha fazla buna benzer kitaplar bulmam lazım.
Kırmızı MektuplarFioly Bocca · Bal Yayınları · 201852 okunma
8/10
·288 syf.··
2026 47. kitabı
Suç Ortakları'nı okurken tahmin ettiğimden çok daha fazla eğlendim. Polisiyeleri okumak keyifli oluyor zaten ama bir araya geldiklerinde sanki bir yapbozun iki parçası gibi birbirini tamamlayan bir ikili varsa ortada tadından yenmiyor benim için. Üstelik bu sefer bu ikili karı-koca. Tuppence ve Tommy. İkisine de bayıldım ben. Birbirlerine takılma yöntemleri, ikisinin de ayrı ayrı zeki karakterler olması ve gerektiği yerde kimin soruşturmayı yönetmesi ya da kimin daha geri planda kalması gerektiği konusunda birbirlerine tamamen güvenmeleri çok hoşuma gitti. Ayrıca kitabın tek bir olay üzerinden ilerlemektense her bölümde farklı bir olayı ele almasını da çok sevdim. Bir tiyatronun farklı perdelerini izliyormuş gibi hissettim okurken. Tuppence ve Tommy'nin her soruşturma için başka bir "kurgu" dedektif ikilisinin rollerine girmeleri de yine çok hoşuma giden bir olaydı. Agatha Christie okumayı giderek daha fazla sevmeye başladım sanki ben. Neyse ki okunacak hala çok fazla kitabı var ve ben bundan sonra herhangi bir tanesini gözüm kapalı alıp okumaktan çekinmeyeceğimden emin gibiyim.
Suç OrtaklarıAgatha Christie · Altın Kitaplar · 2022447 okunma
6/10
·384 syf.··
2026 46. kitabı
Leigh Bardugo bu sefer beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. Normalde yazdığı karakterleri sever ve çabucak benimserim ama bu sefer öyle olmadı çünkü Leigh Bardugo bu sefer çabalamamış bence. Kitapta, mucize olarak adlandırdığı büyü güçlerine sahip, yoksul bir ailenin yanında hizmetçilik yapan Luzia isimli genç bir kadını okuyoruz. Luzia bir gün evin hanımına güçlerini kullanırken yakalanınca hikayemiz de başlamış oluyor ama devam edebiliyor mu orası pek belli değil... Luzia yakalandıktan sonra kendisini kralın gözdesi olmak için yarışması gereken bir yarışmada buluyor. Bu yarışmaya katılmadan hemen önce de Santangel isminde ölümsüz ve ne tür güçleri olduğu belli olmayan, gizemli bir adamla tanışıyor. Bu adamın görevi, Luzia'nın büyüsünü daha iyi şekilde kullanabilmesini sağlamak ve kralın karşısında nasıl bir tavır takınması gerektiğini öğretmek. Gelgelim Luzia için eğitim başlıyor ama daha biz eğitimin e'sini öğrenemeden yarışma başlıyor bile. Tabi bu sırada Luzia ve Santangel arasında biz daha aşk a'sını göremeden de büyük bir aşk başlamış oluyor. Ne ara bu noktaya geldik, nasıl geldik, neler yaşandı da geldik anlayamadım ben açıkçası. İnanılmaz yüzeysel anlatılmış bu kısımlar. Yahu biz Luzia nasıl biri, Santalgel'in olayı nedir onu bile anlamamıştık henüz. Bu yüzden de hikaye bana hiç geçmedi söyleyeyim. Bu arada ben Luzia ve Santangel ikilisinden bahsediyorum ama kitaptaki hiçbir karakterin hareketlerini anlamlandırabilecek kadar tanıyamıyoruz. Barduga "işte bakın bir de böyle bir karakter var" deyip geçmiş resmen. Kitabın sonu da nedense beni pek tatmin etmedi. Mantıksız bulduğum bir olay oldu mesela. Hala da nasıl öyle bir şey yaşanabildiğini anlayamıyorum. Yani, kısacası; Her şeyi bu kadar üstün körü anlatmasına inanamadım ben Bardugo'nun. Acilen bir
İfritLeigh Bardugo · İthaki Yayınları · 2026127 okunma