FESTİVAL
Ekmek karnesi tamam ya,
Kömür beyannâmsi de verilmiş;
Düşünme artık parasızlığı;
El tutar, ömür yeter;
Yarına Allah kerîm;
Dayan hovarda gönlüm!
Bu bahsi derinleştirmek isterdim. Ama söyleyeceğim sözlerin âlimâne olmasından korkuyorum. Şiir hakkında âlimâne olmadan da söylenebilecek sözler var. Fakat Garip'i yazdığım zaman, daha ziyâde, garipliğin nereden geldiğini düşünmüş, şiirin kıymetleri üzerinde o kadar durmamıştım. Gerçi o kıymetleri, o vakitler pek de bilmiyordum ya. Ama bugün öyle değil. Şiir üzerinde hem tecrübem fazla, hem bilgim. Bununla beraber o tecrübeleri, o bilgileri anlatmak bana şu anda, o günkünden daha güç görünüyor. Daha doğrusu, anlatılmasından ziyâde, anlaşılmasının güç olacağını sanıyorum. Hoş, böyle olmasa da, söyleyeceğim sözler neye yarayacak bilmem. Fikir tarihi, bir fikir madrabazlığı tarihinden başka bir şey değil. Bugüne gelinceye kadar birsürü şeyler söylenmiş. Ama, gerçek olarak ne söylenmiş? Bir aralık, bir arkadaşım "Sanat bahislerinde aksini ispat edemeyeceğim mesele yoktur." demişti. Aksi ispat edilemeyecek mesele yoktur, demek; ispat edilecek mesele yoktur, demektir. Mâdem ki ispat edilecek mesele yok; ne diye düşünüyor, ne diye konuşuyor, ne diye yazıyoruz? Sanattan bahsetmek de, sanatla uğraşmak gibi, kaçınılmaz, şifâ bulunmaz bir hastalık mı yoksa?