"Labirent, ne ölüm ne de yaşam.. Labirent acı çekmek." dedi. "Yanlış olanı yapmak ve başına yanlış şeylerin gelmesi. Sorun bu. Bolivar acıdan bahsediyordu, yaşamaktan ya da ölmekten değil. Sahi, bu acılar labirentinden nasıl çıkacağız?"
tanıklık yapar mı şimdi o yatak
ne bileyim perde işte, halı,
yastık, karyola
sır verir mi evlerin karanlık köşeleri
konuşur mu duvarlar, ahır içleri
“sus” diyordu “ SUS”
üstümde ağır gövde, çırpınan iki bacak
öyle cılız, öyle güçsüz, öyle zavallı
tükenmiş nefes nefese, “sus” diyordu “SUS”
“Yol olanın yolcusu çok olur.”
Bir babanın altında bir cesettim
bay hakim
bir tanık istiyorsan iyi bak gözlerime!
Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü..
Hem akıl çağıydı hem aptallık, hem inanç devriydi hem de kuşku.. Aydınlık mevsimiydi karanlık mevsimiydi, hem umut baharı hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu.