Çağatay ulusunun aşiretleri, ortak bir liderlikten çok, paylaşılan geleneklerin ve çıkarların birleştirdiği bir konfederasyon oluşturuyordu. Ulus'u oluşturan şey ne fetih ne buyruk, fakat tedrici bir ayrılma ve karışma süreciydi. Mensuplar Çağatay hanedanına karşı ortak bir sadakat duygusu besliyor ve hanlığın askeri ve idari sisteminden kalan yapıları kullanıyorlardı. Ulus, merkezi bir önderliği olmadığı halde, ortak kimliği olan sabit bir kütle olarak kaldı ve Çağatay hanlığının ayrılışından Timur'un tahta çıkışına kadar, sınırları da üyeleri de değişmedi.
Timur'un tahta çıkışı sırasında Çağatay Ulusu sakinleri iki ana gruptan meydana geliyordu: Çağataylılar denişen Türk-Moğol göçerleriyle kentli, kırlı ve dağlı nüfuslar dahil yerleşik halk. Kentteki ya da kırdaki çoğu meselenin yerel önderlerin elinde olduğunu varsaysak bile, yerleşik nüfus Çağatay göçebelerinin boyunduruğundaydı.
İnancı, hiçbir yerden düşmemiş bir tepsinin içinde, sıkıca bağlı bir paket gibi veriyorlar. Paketi almam isteniyor ama açmaksızın. Bilim, bomboş bir kitabın sayfalarını açmam için tabak içinde uzattıkları bir bıçak. Kuşkuyu bir kutunun dibindeki toz gibi uzatıyorlar; iyi ama, içinde tozdan başka bir şey yoksa o kutuyu neden önüme sürüyorlar ki?