Doğum Tarihi 1
DOĞUM TARİHİ GİRİŞ 9 OCAK 2008 Mutlu bir hayat, mutlu bir aile, mutlu bir çocuk, mutluluk... Bütün bunlar sadece bir grup insan tarafından yok edilebilir mi? Küçük çocuk arkasına bile bakmadan koşuyordu. Minik ayakları yerdeki karlarla temas ettikçe vücudu irkiliyordu. Gözlerindeki yaşları yanaklarından süzülüyordu. Başını iki yana sallayarak koşuyordu. Kaçtığı şey gerçek kötülüktü. Belki o yaşlarda bir çocuğun korkması gereken şeyler karanlık veya canavarlar olmalıydı ancak kaçtığı gerçek kötülük insanlardı. Küçük bir çocuk karanlıktan korkmalıydı, ona saklanmamalıydı. Ancak o an ışıktan kaçıyordu, insanlardan kaçıyordu, gerçeklerden kaçıyordu, başına gelebileceklerden kaçıyordu. Bugün doğum günüydü. Ailesiyle birlikte doğum gününü kutluyordu, yedi yaşını kutluyordu. Ailesiyle birlikte, mutlu bir yasamı vardı. Ve tek bir kurşun, bir çocuğun ailesini, hayallerini, korkularını, gülümsemesini çalmıştı... Cani acıyordu, en çok da kalbi acıyordu. Babasını almışlardı ilk önce; o kurşun babasının, kahramanının kalbini delmişti. Bağırmıştı babası, ne olduğunu anlamamıştı ilk önce ancak babasının bağırışlarına annesinin çığlıkları da katılınca anlamıştı kötü bir şeyler olduğunu. Tam o anda pencere kırılmıştı ve içeri bir kadın girmişti ve annesine gülümsemişti. Çocuk da gülerek kadına bakmıştı. Ancak kadının gülüşü çocuğu görünce solmuştu. Bu iş burada bitecek demişti annesine. Annesi bağırmıştı ve çocuğunu arkasına çekmişti “s-sen” diyebilmişti. Kadın “evet ben Yaren” demişti. Cebinden bir silah çıkarmıştı. Tam o anda annesi çocuğunu kollarından tutarak kapıya doğru ittirmişti ve “kaç” demişti. Çocuk
1000Kitap
Eceye karşı olan duygularımın ne olduğunu asla anlayamadım belkide anlamak istemedim. Korktum belkide. Bilmiyorum. Bildiğim birşey varsa beni tamamen değiştirdiği. İyi olan her özelliğimi ona borçluyum.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Eceye
Seninle konuşuyor olmak imkansız bir hayaldi bana. Ece artık yok diyordu beynim. Defalarca bulmayı denedim seni ama tüm hesaplarını silmiştim. Telefonumu değiştirmiştim. Senden geri birşey kalmasın diye. Hesaplarının isimlerini de aklımdan silmiştim. Sana ulaşmanın hiçbir yolu yoktu. Sende benim hesabım varmı bilmiyorum ama sen yapmayacaktın. Kabullenmiştim. Artık Ece yok diye. Ankara'da tıp okuyacaktık. Tıp kazanamadım belki ama Ankaraya geldim. Belki burada aşkı bulurum. Bilmiyorum. Ankara'da bir kız ve İstanbul'da yaşayan bir erkek. Film gibi. Konu senden buraya nasıl geldi. Sen ve Veysel evlenecektiniz. Bende birini bulacaktım. Eda da yanımızda olacaktı. Çocukça hayaller belki ama biz kurduk aslında sadece ben kurdum sanırım. Kader beni bir yerlere sürükleyeceğine ben kendimi bir yerlere götürmek istedim. Enesle de çok hayal kurdum. Nedense hiçbiri olmadı. Ne Enes ile ne de seninle üniversite okuyabildim. Kader işte. Şimdi sen nerlerdesin. Enes nerelerde. Eda nerede bilmiyorum. Birde ada hayalimiz vardı. Şimdi gerçek olmayacağını anlayacak yaştayım. Sanırım biraz zaman sonra hepimiz evleneceğiz ve artık konuşmayı bırakacağız. Sadece ailelerimiz ve komşularımız.
Eceye
Birilerini kaybetme konusunda söyleyebileceğim en uçuk şey ben senin yokluğuna bile alışmıştım her ne kadar unutamasamda, insanın herşeye alıştığını alışamasa bile yaşamamaya devam edebildiğini anladım. Ben sen hayatımdayken sadece seni seviyordum ve sen gidince sana olan tüm sevgimi çevremdeki insanlara paylaştım. Şuan sanırım beni seven çok kişi var. Ama seni hiç kimseye değişmem. Seni bu kadar sevmesem hep yanımda olurdun.
Sana bir sır vereyim mi? Yaşlanıyorsun. 2025 yılı için hayal ettiklerim arasında daha çok gezmek vardı. Ancak pek çoğumuzun da bildiği gibi bunun gibi dilekleri spesifikleştirmek gerekiyor, mesela “Bir ay arayla daha çok gezeyim,” demek gibi. ...bir zamanlar otuzlarında olmayı hayal eden Ece’ye asansör aynasından yansıyan, saçlarında artık kendini belli etmeye başlamış beyaz teller göz kırptı. Eh geldin otuzlarına, bari tadını çıkart! AMA BİR DAKİKA! Ben gerçekten de yaşlı mı hissetmeye başladım? Bunun için 35 yaşın gelmesi gerekmiyor muydu? Şairin şiirde dediği gibi: Dante gibi ortasındayız ömrün. Öyleyse bu bel ağrısını kabullenmeli miyim? Doktora gitmeli miyim? Eh, tabii ki doktora gitmeliyim ama yaşlandığımı da kabul ederek. Mesela eskisi gibi Beyazıt’tan Kabataş’a yürüyebileceğimi sanmayı bırakarak başlayabilirim belki. Ve gece atıştırmalıklarından vazgeçerek. Eskisi gibi yiyip yiyip kilo almama devri de geride kaldı çünkü... 20’lik olmanın yaşta değil başta olduğunu kendime hatırlatarak 20’lik olmaya veda ediyorum. On beş sene önce yazın evimizin balkonunda hep birlikte makarna yiyip saçma şeylere güldüğümüz kuzenlerim ve kardeşlerimle şimdi bir arabadayız. Şoför koltuğunda o zamanın küçük bir bireyi var. İşlerimizden bahsediyoruz, spontane gelişen bu araba yolculuğunun bize ne kadar iyi geldiğinden bahsediyoruz. Fonda sevdiğimiz bir şarkı... Okulda yaş problemlerini çözemediğim için ağladığım yaşlarımı hatırlıyorum. Çok basit bir matematik varmış aslında orada. Yaş alan sadece sen değilsin. 20’lerde20’lik- Esra Ece Kuleci
Substack
Ben Milinsky. İvan Milinsky. Galata’da çiçek pasajında çiçekçi dükkanım var. İşler beni doyuracak kadar iyi. Ben de iyiyim. Ama güzel değilim. Gulyabânî gibiyim. Koruk yemişçesine ağzım lekeli, vücudum şekilsiz, yüzüm dağınık. Ve şair dostlarım var. Ece var, sürekli yanıma uğrayan, beni iyi tutan. Ama o iyi değil. Şair ve romantik. İyi olmak ona yakışmıyor zaten. Memnuniyetsizlik onun hakkı. Ama canını sıkan başka bir şey var: Mübeccel. Mübeccel Galata’nın ahusu. Bir güzel avrat otu. Ece de ona aşık. Ama Mübeccel ona aşık mı? Bilmiyorum, bilmiyoruz. Bilmeli miyiz, nasıl bileceğiz? Bunun için yanıma geliyor. Mübeccel bazı günler benim gibi çiçekçi babasına yardım etmek için pasaja geliyor. Ece de geliyor pasaja. Ama Ece için bu durum zor. Ece’nin çiçeklerle arası iyi değil. Ha bire hapşırıyor. Gözleri yaşarıyor ve kaşınıyor. Ama yine de geliyor. Oturuyor dükkanımın önündeki tabureye. Başlıyor biteviye hapşırmaya. Mübeccel de sever beni. Öyle değil. Arkadaş olarak, abi olarak. Sever muhabbetimi, kötü aksanımı. Bana acıyor da olabilir, şekilsizliğimden. Ya da Ece’yi görmeye geliyor olabilir. Geçen geldi bize onikisinde deli olan kardeşlerini anlattı. Ece tekrar âşık oldu ağzından dökülen kelimelerle. Benim beynelmilel çiçek fuarına çiçek götürmem lazım, dedim Ece’ye. Yarın benim yerime aç dükkânı, uzak kalma Mübeccel’den ve hapşırmalardan. Kabul etti. Üç gün fuara gittim. Çiçek sattım, para kazandım. Üç günün sonunda pasaja gittim. Özlemişim dükkânı. Pasajda bir ağırlık var. Herkes sessiz ve işinde. Dükkânın içi bira şişeleri dolu. Ece yok. Sordum, soruşturdum. Ne var ne yok? Mübeccel yokmuş. Mübeccel dün Galata’dan Üsküdar’a geçecekmiş. Karaköy’den kayığa binmiş. Arsız kayıkçı Mübeccel’e saldırmış. Mübeccel dayanamamış, Kız Kulesi’nde kendini sulara atmış. Bira