Gılgamış ağız açıp konuştu, dedi ki iftar Ece’ye:
yoo hayır, evlenemem seninle, kocan olamam!
Soğukta insanı ısıtmayan ocaksın sen,
rüzgârı tutmayan derme çatma kapısın,
savunucularının üstüne devrilen saray,
altında yatanı boğan bir yorgan(?),
götürenin üstünü kirleten zift,
taşıyanın üstüne boşalan su tulumu,
taş duvarı çatlatan kireç,
çökerten koçbaşı bir dost ülkeyi,
giyenin ayağına vuran çarık!
Hep sevdiğin bir âşığın oldu mu senin,
tuzağından kaçan bir gözden oldu mu?
Bir bir sayayım sana âşıklarını!..
O gençlik sevgilin Tammuz’a
her yıl gözyaşı döktürüp ağıt yaktırdın,
renk renk alallu’yu sevdin de
sonra vurup kanatlarını kırdın,
kappî, kappî! diye bağırır ağaçlıklarda o gün bugündür, Güçlülükte üstüne yok Aslan’ı sevdin,
sevdin de birçok çukur kazdın ona her yerde,
At’ı sevdin, o savaş ustasını,
onu kamçıya, kayışa yazgılı kıldın,
iki kez yedi saat koşmaya yazgılı kıldın,
suyu bulandırıp içmeye yazgılı kıldın,
ananı Silili’yi yas tutmaya yazılı kıldın!
Çoban’ı sevdin, o Çoban ki
külde sana çörekler pişirirdi her zaman,
oğlaklar keserdi her gün;
onu vurdun, kurda çevirdin,
kendi yardımcıları yanından kovdun onu,