Son olarak sizden bir ricam olacak; bu kitabı yazarken aklımın bir kenarında iki farklı Türkiye olduğu gerçeği var. Bir tarafta yaklaşık yüzde 20'ye tekabül eden kesim bulunuyor. Bu ailelerin evlerinde her çocuğun bir odası, bir kitaplığı, anne ya da babasından birinin üniversite diploması var. Diğer taraftaki Türkiye'de ise bunların birçoğu yok. Bu kitap muhtemelen birinci Türkiye'nin evine girecek ve ikinci Türkiye'nin kitaptan pek haberi olmayacak. O nedenle sizden beklentim, madem bu kitap bir şekilde size ulaştı, siz de lütfen okuduktan sonra sesimi ikinci Türkiye'ye ulaştırın.
Babalar oğullarına doğru adam olacaksın derler, doğru yolu gösterirler; eğiticilerin de yaptığı budur. Ama doğruluğu, doğruluktur diye değil, insana iyi ün kazandırdığı için överler. Doğru görünüp, böylece yüksek mevkilere ulaşmasını, iyi evlenmesini, Glaukon'un demin sayıp döktüğü nimetleri sağlamasını isterler.
Her insan aynı zamanda başkasının hatasının nedeni ve kaynağı olur. Zira sadece örneklere ayak uydurmak zarar verir. İçimizden biri düşünmekten ziyade inanmayı tercih ettiğinde, artık yaşamla ilgili düşünemez hale gelir. Her daim bir hataya inanılır. O hata dönüp durur ve elden ele geçerek yıkılmamıza neden olur. Başkalarının örnekleri yüzünden ölürüz. Sağlıklı olacağız! Yeter ki kendimizi kalabalıktan kurtaralım.
Önce kendisine uyum sağlamayan insan topluma, dünyaya doğru şekilde uyum sağlayamaz. İnsanın kendisi olmasına izin ve imkân barındırmayan aidiyetler gerçek aidiyetler değildir, sömürüdür. "İyi eş", "iyi evlat", "iyi anne/baba", "iyi vatandaş" tanımı altında bize öğretilenler, "iyi eş", "iyi evlat", "iyi anne/baba", "iyi vatandaş" olduğunu zannederken kendisini içten içe mutsuz ettiğini bilmediği çıkmaza sokan, bunun bedelini başta kendi çocukları olmak üzere etrafındaki herkese ödettiğinin farkında olmayan bireyler meydana gelir.