Amin, ecmain. kıymetli bir hadis-i şerif. Allah razı olsun
Âyet-i kerîmede meâlen buyuruldu ki: (Allah, kimi hidâyete erdirmek dilerse, onun göğsünü islâma açar, gönlüne genişlik verir...) (En’âm sûresi 25). Bu âyet-i kerîmede geçen açma ve genişletme manâsındaki “flerh” kelimesinden murâdın ne olduğu Resûlullaha “sallallahü aleyhi ve sellem” sorulunca: (O, Allahü teâlânın kalbe akıtdığı bir nûrdur) buyurdu. Bunun alâmeti nedir diye sorulunca da: (Fânî olan dünyâdan yüz çevirip, ebedî vatan olan âhirete yönelmekdir) buyurdu.
Sayfa 26 - Ketebe Yayınları·Kitabı okudu
Eshâb-ı kirâm “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” arasındaki
ayrılıkları iyi ve doğru anlamak için, güvenilen ve herşeyi açık ve ayrı ayrı anlatan i’tikâd kitâblarını okumalıdır. Sonradan yazılan târîhlere, birbirini tutmıyan çürük sözlere, böyle olan ansiklopedilere, gazetelere aldanmamalıdır!
Sayfa 514 - Hakîkat Kitâbevi·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Evvela Salâvat
Risâlet ve nübüvvet sâhibi Muhammed Mustafâya “sallallahü aleyhi ve sellem”, âline ve eshâbına “rıdvânullahi teâlâ aleyhim ecma’în” salât ve selâm olsun!
Sayfa 8 - Ketebe Yayınları·Kitabı okudu
Yâ Rabbî! Bizi ve bizden önce gelen din kardeşlerimizi afv eyle!
Mahlûkların en kıymetlisi olan, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâma ve temiz olan Âline ve Eshâbının hepsine “rıdvânullahi aleyhim ecma’în” bizlerden kıyâmete kadar düâ ve selâmlar olsun! Âmîn.
Sayfa 512 - Hakîkat Kitâbevi·Kitabı okudu
Kitap Alıntısı
İbn Abbas (radıyallahu anhuma) şöyle demiştir: "Adem (aleyhisselam) rençper/çiftçiydi, Nuh marangozdu, İdris terziydi, İbrahim ve Lut ziraatla uğraşırlardı, Salih tacirdi, Davud zırh yapardı, Musa, Şuayb ve Muhammed (salavatullahi aleyhim ecmain) çobandılar."
Sayfa 132 - Karınca Polen Yayınları | KAZANÇ VE MAİŞET/GEÇİM ÂDÂBI
Hudeybiye Musâlahası'nda (Anlaşmasında)
Hicretin altıncı senesi Kâbe'yi ziyâret maksadıyla Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem ashâbıyla radıyallâhu anhum ecmaîn berâber Medine'den çıkmıştı. Mekke'ye yaklaştıkları sırada mukâvemetle müşkilat çıkarılacağı anlaşılması üzerine Peygamber Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem ashâbıyla istişâre eyledi. Hz. Ebû Bekir radıyallâhu anh şu mütalâayı dermiyân etti: - Ya Rasûlallah bizim maksadımız harp ve darp değildir. Kâbe'yi ziyarettir. Onun için yolumuzda durmakta mânâ yoktur." dedi. Rasûl-i Ekrem Efendimiz sallallâhu aleyhi vesellem de bu fikri kabûl ile Hudeybiye musâlahası akd olundu. Bu muâhede Müslümanlardan ziyâde müşriklerin lehinde gibi görünüyordu. Hz. Ömer radıyallâhu anh bundan son derece muzdarip olmuş, Hz. Ebû Bekir'e gitmiş anlatmış, Hz. Ebû Bekir de O'na: "Hz. Muhammed bir Peygamberdir. Ne yaparsa Allah Celle Celâluhu'nun emriyle yapar, Allah Celle Celâluhu onun her zaman Nâsırı ve Muînidir." demiştir. Bilâhare Hz. Ömer radıyallâhu anh de bu muâhedenin hakikaten bir feth-i mübin olduğunu anlamıştı.
Alıntı