Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Bir başka günün sabahı, yazarak başladığında, en az bahsedeceğin sabah kadar önemli bir başka sabahtan yola çıktığını sezdirmek istersin aslında. Önemli olan sezdirmek istediğini, istemediğine inandırarak sezdirmektir belki de. Bir başka günün sabahında tembelleştiğini ve ağaçların sana huzurdan çok gerginlik verdiğini hissedersin. Önemli olan ne hissettiğinden çok, neler hissedebileceğindir; ama sen burada işin kolayına kaçarak hissettiklerinin muhasebesini yaparsın.
Bir başka günün sabahında, aslında seni ilgilendirenin sabahlar değil zamanı sınırlanmamış, adlandırılmamış birliktelikler olduğunu tekrarlarsın yüksek sesle. Sesin önemi var mı? Ses. Aslında istediğin, birlikteliklerin neler hissettirdiğini sezdirecek bir muhasebe yapmak değildir. İşte o noktada yerli ya da yersiz bir ‘belki’ yapıştırıverirsin yazıya. Bu, tembelliğinin ve sessizliğinin en beter kanıtıdır. Belki, ses değildir.”
“İçimdeki vahşi batıda... bir sorun vardı ve ancak sen çözebilirdin. Sorunum, senin bu sorunu çözmek için hangi kimliği seçeceğini bilmememdi. Sen, ruhumu avucunun içi gibi bilen bir şerif gibi davranmaktansa kasabaya gelen gizemli yabancı olmayı yeğledin.”