Ben bu kitabı okuduktan sonra bir şeyi öğrendim; bir kadının aşkı için ne kadar ileri gidebileceğini öğrendim, bir kadının aşkı için kendini -bedenini- satabileceğini öğrendim, bir kadının aşkı için tanrıyı bile reddedebileceğini öğrendim...
Önceki incelemelirimden birinde de söylediğim gibi zweig'ın yazım diline âşığım, bu kitap ile bu daha da körüklendi. Bu kitabın yazım dili hakkında konuşmayacağım, olaylara ve bilinmeyen kadınımıza odaklanacağım.
Şimdi ben bilinmeyen kadının (kısaca b.k. diyeceğim) bay R.'ye olan aşkının aşk değil, takıntı olduğunu düşünüyorum. Çocukluktan kalma bir takıntı. Ve b.k.'nın iradesi o kadar güçlü ki (yaptığım küçük hesaplamalara göre) 13 yaşından 29 yaşına kadar hayatını tek bir adama adamış. Gerçekten hem hayranlık uyandırıcı hem de biraz ürkütücü. B.k. adamı o kadar takıntı haline getirmiş ki aşkını-takıntısını- bedenine mühürlemiş. O kadar çaresiz bırakmış ki kendini; bay R.'ye koşulsuz şartsız gidip kendinden faydalanmasını istemiş, kendini ona bir fahişe gibi sunmuş... kendini sunduğu 3 geceden birinde hamile kalmış ve resmen tapındığı adamdan olan bu çocuğu bir kont misali büyütmek için kendini satmış... Tabii bunlar yaşanırken hatta ve hatta b.k. kendini kaç kere bay R.'ye sunsa bile bay R., B.k.'ı tanımadı...
Gerçekten hayrete düşmüştüm bunları okurken. Yani zaten çoğu kişi okudu ve bayağı da abartılıyor ama yine de okumayan herkese tekrardan öneriyorum.
İyi okumalar dilerimm!
Bilinmeyen Bir Kadının MektubuStefan Zweig