Belki kitaplar bizi mağaradan biraz çıkarabilir. Belki hep aynı, lanet olası, çılgınca hataları yapmaktan alıkoyabilir. Bu kitapları günde bir iki saat okursak belki...
Tarih tam olarak belli olmayan uzak bir gelecek. Belki de o kadar uzak değildir. Konuşan duvarlar, mekanik tazılar, elektronik güneşler distopyası.
Öyle bir devir ki artık kendiliğinden yangın çıkmıyor. Dolayısıyla itfaiyeciler de günümüzde yaptıkları işi yapmıyorlar. Onlar artık yangın başlatıyorlar. Ve ne yakıyorlar biliyor musunuz? Kitapları. Evet öyle bir devir ki kitap okumak yasak. Fakat art niyet aramayın. Çok sevgili devlet sadece mutluluk peşinde. Dolayısıyla mutsuz eden her şeyi ortadan kaldırıyorlar. İnsanlar ölüyor ve cenazeler mutsuz mu ediyor mezar taşlarını yok et. Şiirler insanı mutsuz edip intihara mi sürüklüyor şiirleri yok et. Kitaplar insanların düşünmesini sağlayıp onları yoruyor mu kitapları yok et.
Öyle bir devir ki insanlar düşünmeye zahmet etmediğinden fikirler ve hisler yok. Bu devrin sorunu insanlar dinlemiyorlar ve sormuyorlar. Seçimlerde bile fikirler dikkate alınmaksızın adayın güzel/yakışıklı olması onlar için yeterli oluyor. Kendi öz çocukları için "aynı çamaşırlar gibi onları odaya tıkıştır ve kapağı kapat" benzetmesi yapıyorlar.
Yolda yürüyen, sohbet eden, herhangi bir şeyle ilgilenen insana deli gözüyle bakıyorlar. Neden?
Çünkü onlar gibi davranmıyor, çünkü düzeni bozuyor. Zaman geçse de devir değişse de insan değişmiyor. Biz yine bizden farklı fikirlere sahip insanları dışlamaya devam ediyoruz. Herkesin doğrusu en doğru.
Buradaki insanların temel sorunu gerçeklere karşı gözlerini ve kulaklarını kapatıyorlar, doğrulara sırt çeviriyorlar. Yalnızca duymak istediklerini alıyorlar hayatlarına. Acı ve keder yok mesela kelime haznelerinde. Sadece neşe ve mutluluk için