"Yalan söylemekte iyi misindir?"
"Gerektiği kadar."
"Peki bu bir yalan mı yoksa güvenli kişi karakterin mi?"
"Hangisini olmasını isterdin? İyi bir yalancı olmamı mı yoksa güvenebildiğin kişi olmamı mı?"
"Kim iyi bir yalancı ister ki?"
"Doğrularla yaşayamayanlar."
Bir hapishanede gardiyan, mahkumdan daha çok tutsaktır, derler. Mahkum işlediği suç için yatar, gardiyansa mahkumun başında nöbet tutar. Bir gün o mahkum öyle ya da böyle oradan çıkar ama gardiyanın mahkumiyeti her sabah yeniden başlar. Zihnimde ördüğüm yalana dayalı duvarlar ve mahkum ettiğim vicdanım. Sandığımın aksine suçlu değil bir gardiyanım ve mahkumuyum aklımdan çıkaramadığımın. Peki ben kimin aklında kalanım? Kimin aklından çıkmayanım? Kapatsam gözlerimi görünmez sayabilir miyim kendimi?
"Ne olursa olsun," dedi gözlerimin içine bakarak. Sol elini kaldırıp iki parmağını şakağıma yasladı. "Buradan çıkaramıyorsan bir şeyi, ne yaparsan yap mahkumusun onun."
"Mide de boş tabii. Gitmiyorsa boğazından zorla yutacaksın. Çilesi bitmez bu dünyanın. İki zeytinle de gün geçmez."
"Hep böyle biri misin?"
"Nasıl mıyım?"
"Dikkatli? Ya da gözlem yeteneği yüksek mi denir?"
"Kişiye göre değişir. Herkese bakarım ama sadece istediklerimi görürüm."