Yalom'un kitaplarını aldığımda, yoğun ölüm korkumdan bir şeyler bulacağıma emindim. Hatta korkuyla karışık heyecanlı hissettirmişti, ölümle yüzleşeceğim için. Ölüm ve ölüme dair her şey içimi titretir ve kaçarım genelde çünkü.
Açıkcası ölüm korkusu tek başına ifade edilemeyecek kadar altı dolu bir olgu. Kimimiz yaşanmamış bir hayatı kaybetmenin pişmanlığından korkuyoruz, kimimiz için ölümün kendisi korkutucu.. Benim için ölümün anlamı da yaşanmamış bir hayatın son bulması. Yaşanmış bir hayatı yaşamak için bazen kendime Rick gibi fazla alternatifler sunuyorum, spontanlığı reddediyorum ve yine Rick gibi çoğu zaman kendimi hiçbir şey yapamazken buluyorum ve kendime kızıyorum. Kaybetme korkusu kaybettirir gibi çok klişe bir söz var. Ve yaşanmamış bir hayatın son bulmasından korkmam da beni yaşamaktan uzaklaştırıyor ara ara.
Ben sık sık kendimle yüzleşirim. Aslında bunlar ilk kez yüzleştiğim farkındalıklar değil ancak farklı hayat dönemlerindeki kişilerle ortak şeyler hissetmek, varoluşsal sancılarımı hafifletti :)
Özellikle kitaptaki "geçmişi kabullenmek için ümidini yitirmelisin" cümlesi soğuk su etkisi yarattı bende. Bence çoğumuzun geçmişi kabullenmemesinin, ona tutunmasının en büyük sebebi; asla gerçekleşme ihtimali olmayan farklı senaryolar. Yine hepimizin bildiği ama farkında olmadığı bir gerçeği hatırlattı bana. Yaşanmış, tüketilmiş bir gerçekten, geçmişten aslında ümidim varmış ve buna tutunuyormuşum dedirtti hayatımın bir çok dönemine karşı..
Yalom'un kitaplarını okumaya devam edeceğim. Uzun zaman sonra ilk kez bir kitabı bitirebildiğim için mutluyum.
Ölmekten korkan herkesin dilediği gibi yaşayabildiği bir hayat diliyorum.