Doğadan beklenen, ölüm karşısında kinin gücünü ve zehrini yitirmesidir, öte yandan yaşlanmış nefretler dinmek bilmez dedikleri de doğrudur, hem edebiyatta hem de yaşamda bu sık sık kanıtlanır ama doğrusunu söylemek gerekirse bu durumda nefret yoktu ki yaşlanmış olsun, bir arabanın çalınmış olmasının onu çalanın ölmüş olmasının yanında ne önemi olabilir, hele de ölünün içinde bulunduğu o içler acısı durumda, sonuçta o suratta ne ağız ne burun kaldığını bilmek için göze gerek yoktu. Üç karıştan derin kazamadılar.
Kolumdan tuttuğu gibi yatağa götürdü. Yanında boynum bükük yürüdüm. Öyle utanmıştım ki, birkaç kez tökezledim. O güne kadar kimse beni kendinden üstün tutmamıştı. Babam kışın ocağın olduğu odada yatar, beni en soğuk odaya yollardı. Amcam yatakta yatar, ben tahta sedirde uyurdum. Evlendiğim zaman da, kocam yediğimin iki katı yedi, gene de gözünü tabağımdan ayırmadı.
"Gelecekteki olaylar için kötümser varsayımlarım" neden yalnızca bir sendromun, birtakım teşhislerin ürünü olsun da, neden mesela gelecekteki olayların istatiksel olarak berbat ötesi olabileceğine karşılık mantıksal bir çıkarım olmasın, hiç anlayamıyorum.
Kimsenin patronluk taslamasını çekecek değildi. Buraya okulculuk oynamaya gelmemişti. Yapacağı şeyler vardı. İki yıllık üniversite hayatını, hızla tamamlayıp kurtulması gereken bir evre olarak görüyordu. Hayata atılmalı ve kendini yukarı çekmeliydi.