Kafamızdaki zaman kavramı tuhaf, birbirini tutmaz şeylerdir. Hep aynı şekilde ya da hadisesiz geçen zaman insana bir türlü bitmez gibi gelir,dersek mantıki birşey söylemiş oluruz. Hakikaten de öyle olması lazımdır ama, öyle değildir. Asıl hadisesiz geçen, can sıkıcı zamanlar çabucak geçer. Merakla, ilgiyle sıvanan, faciayla yaralanan, kahkahadan çatlayan anlar hatırada daha uzun bir iz bırakır. Düşünürseniz siz de bunun böyle olduğunu görürsünüz. Hadise olmayınca üzerine zaman oturtulacak zemin de olmaz. Hiç ile hiç arasında zaman diye birşey yoktur.
Erkekler de, kadınlar da boyuna şehvete kapılıp tuzaklarına düşmeseler, onun elinde esir olup işkence çekmeseler, ne kadar hür olurlardı! Feda ettiğimiz bu hürriyete karşılık elde ettiğimiz bir şey var ki o da şu ; şehvet olmasa insan olmayız, canavar oluruz.
Bütün bir yaşamı dolu dolu yaşamış bir kadında yeni meraklar, yeni ilgiler, yeni umutlar uyandırmak için herşey farklı olmalıydı. Başlangıçta ait olmadığı, ama sonunda başka herhangi bir sınıftan daha çok benimsediği bir sınıfın tüm önyargılarını çöpe atmak için gereksediği yürekliliği ona verebilecek çılgınca bir düş olmalıydı. Aşkı, hiçbir şeyin aracı olmayan, başlangıcı ve sonu kendi içinde bir mutluluk olarak düşünmeyi öğretmeliydi ona.