Yazarın iğde kokusu almasıyla başlayan hikâyede Anadolu'dan, iğdenin yeşerdiği topraklardan, çıkagelen Yozgatlı Duran içimize işliyor ancak bu hikâye ondan ibaret değil. Rüzgârlı Pazar adını verdikleri bir üst geçitte geçim zorluğu çeken pazarcı insanların hayatlarını ele alıyor yazarımız. Üst geçitte kendine yer bulabilen her tezgâhın ardında farklı bir yoksulluk hikâyesi var. -Beni en çok etkileyen kör Nimet ve kör Cesur'un hikâyesi oldu.-
Okuduğumuz hikâyeleri yazıya aktaran anlatıcımız da okuma yolculuğumuz boyunca bizi, doğrusu Duran'ı, yalnız bırakmıyor. Nimet ile Duran'ın tezgâhının yanında durup, tüm olaylara şahitlik edip varlığını hissettiriyor. Bu tanıklık hissiyatı anlatılan hikâyelerin gerçekçiliğine ne kadar katkı sağlar tartışılabilir ancak kitabın kapağını kapattığınızda evinizin penceresinden bakıp gördüğünüz bir manzaraya karşı perdenizi çekmiş gibi hissedebileceğinizden eminim. Rüzgarlı PazarMustafa Kutlu
Kitap aşkı diye bir şey var. Bütün aşklar gibi bir yanı hastalık.
... insan kitaba sevdalanınca, buna tutku diyelim gözü başka şey görmüyor. Daha açık söyleyelim bu aşk ortak istemez. Dolayısıyla kitap âşıkları mücerret bekârdır.