Âsaf Güney

Âsaf Güney
@edencaine
kendi cevvim,kendi eflâkimde,kendim tâirim.
Ankara: İdeal ve Gerçek Arasında
9/10
·252 syf.··
Beğendi
·
2024 11. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2024 14:47
''Neşet Sabit,kendi kendine 'Hayır,yeni cemiyet gibi yeni insanda da kaza ve kadere bırakılmış hiçbir taraf olamaz.Her şey,akıl ve irade işidir.Nasıl ki,iptidai insan zekâ ve bilgi sayesinde tabiat kuvvetlerini kendine râm kılmasını bilen insan demektir;öyleyse,yeni insan-yâni tam insanda- hem tabiata,hem o tabiatın bir cüzü olan kendi benliğini iradesi altına almasını bilecektir.Kader ve kaza,baht,tesadüf kelimeleri artık cin ve peri masallarındaki tâbirler gibi muayyen bir şey ifade etmeyen mecazî lügatlar sırasına girecektir.Çünkü,insan,kendi alınyazısını kendi eliyle yazacak ve kaza,kader insanının kendi arzusu,kendi iradesi olacaktır.'' Yakup Kadri Karaosmanoğlu (1889–1974),Türk edebiyatının Servet-i Fünun’dan Cumhuriyet yıllarına uzanan uzun serüveninde hem sanatkâr hem de fikir adamı kimliğiyle öne çıkan önemli bir yazardır. Kahire’de doğan Yakup Kadri,çocukluğunu Manisa ve İzmir’de geçirmiş, eğitimini ise İstanbul’da tamamlamıştır.Genç yaşta edebiyatla ilgilenmeye başlamış, ilk yazılarını Fecr-i Ati topluluğu içinde vermiştir.Daha sonra Servet-i Fünun ve Milli Edebiyat çevrelerinde kaleme aldığı eserlerle kendine özgü bir edebî yol çizmiştir. Edebiyatın yanı sıra siyasette ve basın hayatında da etkin bir rol üstlenen Yakup Kadri, Cumhuriyet’in ilanından sonra milletvekilliği yapmış,elçilik görevlerinde bulunmuş ve dönemin önemli gazete ve dergilerinde yazılar yayımlamıştır.Roman,hikâye,tiyatro, deneme ve hatıra türlerinde eserler veren yazar; bireysel ruh hallerinden toplumsal meselelerin tahliline,köy ve şehir hayatından Cumhuriyet’in kuruluş ideallerine kadar geniş bir yelpazede kalem oynatmıştır.Onun eserleri,hem bireyin iç dünyasını hem de toplumun dönüşümünü aydınlatması bakımından Türk edebiyatında ayrı bir yere sahiptir. Bu genel çerçeve,Yakup
Edebiyat & Roman
AnkaraYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 20184,713 okunma
Reklam
Yanlış Batılılaşmanın Aynası: Şıpsevdi
Puan vermedi
Hüseyin Rahmi Gürpınar,İstanbul’un gündelik hayatını en ince ayrıntısına kadar gözlemleyen ve bunu eserlerine yansıtan bir yazardır.Onu okurken bir tarih kitabından değil,sokaktaki insanın dilinden konuşan bir anlatıcıyla karşılaşırsınız.Şıpsevdi romanı da tam olarak bu özelliğiyle dikkat çeker.Romanın merkezinde Paris’te bulunmuş,orada herhangi bir ciddi eğitim görmek istemesinden ziyade amcasının eğitimi için göndermiş olduğu parayı eğitim için değil,Paris’in şaşalı mekânlarında gezmek için harcamış,Batı hayranlığına kapılmış Meftun vardır.Meftun,Batı’yı bilginin,düşüncenin,ilerlemenin kaynağı olarak değil; gösterişli kıyafetlerin,yabancı kelimelerin ve yüzeysel davranışların kaynağı olarak görür.Bu yüzden de çevresine Batı’yı tanıtmak isterken çoğu kez gülünç duruma düşer.Onun bu özenti hâli,yalnızca kendisini değil,ailesini de sarsar.Çünkü yanlış anlaşılan bir Batılılaşma girişimi,aile bağlarını zayıflatır,evlilikleri çatışmaya sürükler,kadın ve erkek arasındaki ilişkilerde ciddi yaralar açar. Romanın ilerleyen bölümlerinde ihanetler,para hırsı,gizli ilişkiler ve toplumsal çöküş iç içe geçer.Meftun’un kardeşi Raci ise tam tersine geleneksel değerleri savunur ve abisinin davranışlarına sürekli karşı çıkar.Raci,toplumun sağduyusunu temsil eden karakterdir.Kasım Efendi ise dini değerlere bağlı ama aşırı cimri bir baba figürü olarak karşımıza çıkar; onun üzerinden de paranın insan ilişkilerini nasıl zehirleyebileceği görülür.Kadın karakterlerse romanın en çarpıcı tarafıdır.Lebibe,Edibe ve Rabia (kitapta Rebia larak geçmektedir.) gibi isimler,hem geleneksel kültürün baskılarını hem de yanlış Batılılaşmanın yarattığı ahlaki boşluğu temsil ederler.Özellikle Rabia’nın yaşadığı dram,dönemin toplumsal cinsiyet eşitsizliklerini açıkça gözler önüne serer.Bir kadının başına
Edebiyat & Roman
ŞıpsevdiHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20213,404 okunma
Bir Eseri Yeniden Okumak: Mîna Urgan’la İkinci Buluşma
8/10
·353 syf.··
Beğendi
·
2022 30. kitabı
Daha önce okumuş olduğumuz bir eseri yeniden okuma fikri,kimilerine mantıksız gelse de kimilerine göre oldukça anlamlıdır.Ben,bu konuda ikinci görüşte olanlardanım.Çünkü insan, zaman içinde hem düşünsel hem de duygusal açıdan değişim gösteren bir varlıktır.İlk okumamız sırasında sahip olduğumuz bilgi birikimi,hayat tecrübemiz ve hayata bakış açımız ile yıllar sonra aynı eseri okurkenki hâlimiz arasında büyük farklar olabilir. Bir eseri yeniden okumak,daha önce fark edemediğimiz ayrıntıları görmemizi sağlar.İlk okumada gözden kaçırdığımız ifadeler,semboller ya da temalar; ikinci veya üçüncü okumada daha belirgin hâle gelebilir. Zihnimizdeki değişim,eserin bizde uyandırdığı etkileri de değiştirir. Böylece aynı metin,her okumada farklı duygular ve düşünceler doğurabilir.Dolayısıyla ben, bir eserin zaman zaman yeniden okunmasının sadece mantıklı değil,aynı zamanda gerekli olduğunu düşünüyorum.Bu,hem kişisel gelişimimize katkı sağlar hem de eseri daha derinlikli bir şekilde anlamamıza yardımcı olur. Hususla alâkalı olarak daha evvelinde okumuş olduğum bir eseri tekrardan okumaya başladım ve bugün bitirdim: Mîna Urgan-Bir Dinozorun Anıları... Eser,İngiliz edebiyatı alanında duayen olarak kabul edilen Mîna Urgan’ın kendisinden tarafından kaleme alınan anılarını ihtiva etmektedir.Çocukluk,gençlik ve yaşlılık dönemlerini ve bu dönemler hakkındaki düşüncelerini,yaklaşımlarını; yaşadığı yıllar boyunca ülkede hâsıl olan önemli hâdiselerin kendisinde bıraktığı tesirleri,siyasal geçmişi,gerek Türk edebiyatının önemli şahsiyetleri gerekse siyasi,hukuk gibi alanlarda söz sahibi,önemli bir konumda olan münevverlerle olan ânıları (Bu isimlerden bahsedecek olursak eğer Necip Fazıl Kısakürek,Ahmet Hâşim,Yahya Kemâl Beyatlı,Orhan Veli Kanık,Melih Cevdet Anday,Hâlide Edip Adıvar,Abidin
Edebiyat & Roman
Bir Dinozorun AnılarıMina Urgan · Yapı Kredi Yayınları · 202214,3bin okunma
Simyacı: Kendini Aramanın Yolculuğu
Puan vermedi·188 syf.··
2023 12. kitabı
·
39 günde okudu
·
Okunma: 16 Haziran 2023 23:02
Paulo Coelho,Brezilyalı bir romancı ve söz yazarıdır.1947 yılında Rio de Janeiro’da doğmuştur.Edebiyata olan ilgisi genç yaşlarda başlamış,yazarlık serüveni ise zamanla tüm dünyayı etkileyen bir başarıya dönüşmüştür.Özellikle insan ruhuna,hayallere, kişisel yolculuklara ve yaşamın anlamına dair derin konuları sade bir dille işlemesiyle tanınır. Bugün Paulo Coelho,modern çağın en etkili yazarlarından biri olarak kabul edilir ve eserleri birçok dile çevrilmiştir.Yazarlık kariyeri boyunca milyonlarca insana ilham veren Coelho,sade anlatımı ve derin mesajlarıyla edebiyat dünyasında önemli bir yer edinmiştir. Paulo Coelho’nun dünya çapında milyonlarca okura ulaşan eseri Simyacı,aslında basit bir hikâyenin ardına gizlenmiş derin bir anlam taşır.Romanın merkezinde,İspanyol bir çoban olan Santiago’nun hikâyesi vardır.Santiago bir köy çoçuğudur,yolculuk yapmak için çoban olmaya karar verir.Babası her ne kadar başta karşı olsa da oğlunun bu isteğine zamanla karşı koyamaz,ona kendi istediği hayatı yaşamasına izin verir.Yolculuğu sırasında sürekli gördüğü bir rüyanın peşinden gitmeye karar verir.Bu rüya,onu Mısır piramitlerinde saklı bir hazineyi aramaya sürükler.Her ne kadar bir hazine durumu hâsıl olsa da buradaki asıl mesele,asıl hazine Santiago’nun çıktığı bu yolculukta,yani kendi içsel keşfindedir. Coelho’nun dili son derece sade,akıcı ve şiirseldir.Okur,kitabın ilk sayfalarından itibaren Santiago’nun hayallerine ortak olur ve onunla birlikte çölleri aşar.Yazar,basit gibi görünen bu hikâyeyi evrensel bir metafora dönüştürür: Herkesin bir “kişisel menkıbesi” vardır ve onu gerçekleştirmek,insanın en büyük görevidir.Bu düşünce,kitabın özünü oluşturur. Paulo Coelho’nun bu eseri yazmasında Mevlana’nın Mesnevisi ve Binbir Gece Masalları’ndan esinlendiği,etkilendiği
Edebiyat & Roman
SimyacıPaulo Coelho · Can Yayınları · 2024246,4bin okunma
Puan vermedi·408 syf.··
Beğendi
·
2025 8. kitabı
Surnâme,Osmanlı toplumunda özellikle saray çevresinde gerçekleşen önemli düğün,sünnet,cülûs (tahta çıkma),şehzade doğumu,elçi kabulleri gibi büyük ve gösterişli törenleri ayrıntılı biçimde anlatan manzum ya da mensur (düzyazı) eserlerdir. “Sûr” kelimesi Arapça kökenlidir ve “şenlik, düğün, ziyafet” anlamına gelir. “Sûrnâme” ise “şenlik kitabı” demektir.Bu tür eserler,yapılan törenin ihtişamını gelecek kuşaklara aktarmak,padişahın kudretini ve halkla olan ilişkisini göstermek,aynı zamanda eğlence kültürünü belgelemek amacı taşır.Surnâmeler,Osmanlı'nın gündelik yaşamı,eğlenceleri,esnaf teşkilatları,giyim-kuşamı ve toplum yapısı hakkında zengin bilgiler de içermektedir. Kitabın yazarı olan İskender Pala,Divan edebiyatını halka sevdiren önemli bir yazardır. Akademisyen kimliğiyle tanınan Pala, eserlerinde tarih,aşk,tasavvuf ve entrikayı bir araya getirir.Akıcı ve sade diliyle geçmişi bugüne taşır.Yazarın yazmış olduğu başlıca eserlerden söz edecek olursak eğer: Od “Bir Yunus Romanı”,Katre-i Madem,Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk,Şah ve Sultan bunlardan bazılarıdır. İskender Pala’nın “Surnâme” adlı romanı,kuvvetle muhtemel Lâle Devri Osmanlı sarayında düzenlenen büyük bir şehzade sünnet düğünü etrafında gelişen olayları konu edinir.Sultan,on beş gün sürecek bu görkemli düğünü bütün cihana duyurmak ve unutulmaz kılmak ister.Bu yüzden her vilayetten ve farklı ülkelerden insanlar davet edilir.Ancak düğün sırasında sarayda yaşanan acı bir gelişme,bu neşeli ortamı gölgeler: Sadrazam şehit edilir. Sultan,olayın siyasi etkilerle düğünün havasını bozmasını istemediğinden yeni bir sadrazam atamaz ve Mühr-i Hümâyûn’u kime vereceğini düğün sonuna kadar açıklamayacağını bildirir. Bu karar, saraydaki birçok devletlinin gözünü karartır ve düğün,kıyasıya bir iktidar mücadelesine sahne
Edebiyat & Roman
Surnameİskender Pala · Kapı Yayınları · 20223,044 okunma
Reklam