Kalpte kök salmış bir bağ
koparılıyorsa, bu gelişigüzel değildir; ilahî bir tedbir vardır.
Çünkü Hak, kulunu boşluğa düşürmez; önce yer açar, sonra hakikati yerleştirir.
Ayrılık bu yüzden yakar. Çünkü içindeki eski inşaat sökülmeden, yeni bina kurulmaz.
Sen kalması için dua edersin, o gider.
Gitmemesi için direnirsin, ama elinden kayar. Ama anlayamazsın...
Tasavvuf bu soruya şöyle cevap verir:
Bu bir terk ediş değildir; yön değiştirmedir. Senin kaldığın yer artık senin menzilin değildir.
Önce yakar. Sonra uyandırır.
Çünkü kalp yanmadan saflaşmaz.
Mevlânâ'nın dediği gibi:
"Yara, ışığın içeri girdiği yerdir."
Ayrilik bazen kayip degildir. Bazen asil yakinligin
başlangıcıdır.
ilahi müdahale, unutuşu hatırlatmak İçin!
Çok sevdiklerin bazen sana Allah'ı unutturur. Çok bağlandıkların seni kendinden uzaklaştırır.
Işte tam burada ilahi el devreye girer.
Seni uyandırmak için, bağı gevşetir.
Sen bunu terk ediliş sanırsın.
Ama bu, hayatına yapılan ilahi bir düzenlemedir.
Kalpte taşınan her eski bağ, yeni tecellilerin önüne perde olur.
Kur'an-ı Kerim bu durumu şöyle tarif eder:
"Allah bir kavme verdiği nimeti, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmez!" (Ra'd, 11) Kalbin değişmedikçe, kader de değişmez.
Ayrılık sancılıdır; çünkü seni başkasının bahçesinden çıkarır.
Orada meyve toplamaya alışmışsındır.
Ama Mevlânâ' nin dediği gibi:
"Kendi evinde bulamadığını
başkasının kapısında arama."
ibn Arabi'ye göre kul, kendi kalbinin emanetçisi olmadan kemale eremez.