İbnül Arabi diyor ki; Ayrılıkların ilahi bir hikmeti vardır!
Kalpte kök salmış bir bağ koparılıyorsa, bu gelişigüzel değildir; ilahî bir tedbir vardır. Çünkü Hak, kulunu boşluğa düşürmez; önce yer açar, sonra hakikati yerleştirir. Ayrılık bu yüzden yakar. Çünkü içindeki eski inşaat sökülmeden, yeni bina kurulmaz. Sen kalması için dua edersin, o gider. Gitmemesi için direnirsin, ama elinden kayar. Ama anlayamazsın... Tasavvuf bu soruya şöyle cevap verir: Bu bir terk ediş değildir; yön değiştirmedir. Senin kaldığın yer artık senin menzilin değildir. Önce yakar. Sonra uyandırır. Çünkü kalp yanmadan saflaşmaz. Mevlânâ'nın dediği gibi: "Yara, ışığın içeri girdiği yerdir." Ayrilik bazen kayip degildir. Bazen asil yakinligin başlangıcıdır. ilahi müdahale, unutuşu hatırlatmak İçin! Çok sevdiklerin bazen sana Allah'ı unutturur. Çok bağlandıkların seni kendinden uzaklaştırır. Işte tam burada ilahi el devreye girer. Seni uyandırmak için, bağı gevşetir. Sen bunu terk ediliş sanırsın. Ama bu, hayatına yapılan ilahi bir düzenlemedir. Kalpte taşınan her eski bağ, yeni tecellilerin önüne perde olur. Kur'an-ı Kerim bu durumu şöyle tarif eder: "Allah bir kavme verdiği nimeti, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmez!" (Ra'd, 11) Kalbin değişmedikçe, kader de değişmez. Ayrılık sancılıdır; çünkü seni başkasının bahçesinden çıkarır. Orada meyve toplamaya alışmışsındır. Ama Mevlânâ' nin dediği gibi: "Kendi evinde bulamadığını başkasının kapısında arama." ibn Arabi'ye göre kul, kendi kalbinin emanetçisi olmadan kemale eremez.
Yatsıyı kılıp 12 de uyiycam diyip de benim her gece saati 2 ediş
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Biten gün bana yalnızlığımı daha çok sevmemi bir kez daha anlattı... Yeni yaşım gerçekleri suratıma bir tokat gibi çarparak geldi... hayal kırıklığı, bir umut ediş ve yalnız bir kapanış... büyüdün artık fizani beklentiyi bitir... beklentiyi bitirmek de vedadır... Ve sanmalar... Sandığın kadar yandın.....
İnsan düşer çıkar bazen yeniden düşer bu döngü hiç değişmez çünkü her düşüşte yeni bir doğum gerçekleşir her idrak yeni bir başlangıçtır bu yüzden her fark ediş bir reenkarnasyon gibidir. Aynı bedende farklı bir bilinçle yeniden doğmak.. Size düşünmeniz için birkaç ipucu bıraktım Zihin kolaya kaçacaktır saçmalık bu diyecektir bu eşiği atlatanlar benimle gelecek burası çok daha mı güzel bilmiyorum ama en azından deniyorum
İletişim Kazaları Niyetiniz ne kadar iyi olursa olsun, kendinizi ifade ediş biçiminiz veya kullandığınız üslup yanlış anlaşılmalara yol açabilir. "Yanlış üslup, doğru sözün celladıdır" sözü iletişim psikolojisini ve insan ilişkilerini en yalın şekilde özetleyen zamansız bir kuraldır. Amacınız karşı tarafa yardımcı olmak veya bir hatayı düzeltmek olsa bile, üslubunuz yüzünden bir anda "haksız" ve "suçlu" konumuna düşebilirsiniz. Örneğin insanlar sert bir üslupla karşılaştıklarında mesaja değil aldıkları saldırıya odaklanırlar. Kendilerini savunmaya geçtikleri için de ne kadar doğru konuşursanız konuşun sizi duymazlar. Bu nedenle iletişimde önemli olan sadece ne söylediğiniz değil nasıl söylediğinizdir. Aynı düşünce saygılı ve yapıcı bir dille ifade edildiğinde kabul görürken, kırıcı ve suçlayıcı bir üslupla dile getirildiğinde dirençle karşılaşabilir.
Garın İçinde Kaybolan Ruhlar..
Tren garı geceleri başka bir şeye dönüşüyordu. Gündüz insanların aceleyle geçtiği o kalabalık yer, gece olunca sanki bütün yorgun ruhların uğradığı sessiz bir bekleme salonuna dönüyordu. Saat gece üçe yaklaşıyordu. Tavandaki eski hoparlörden boğuk bir anons geçti ama kimse gerçekten dinlemiyordu. Çünkü orada bulunan herkesin aklı başka yerdeydi. Bazıları gitmek istediği yerde… Bazıları dönemediği geçmişte… Bazılarıysa artık hiçbir yere ait hissedemediği kendi içinde. Banklardan birinde oturuyordu. Dizlerinin üzerinde siyah bir çanta vardı. İçinde birkaç kıyafet, yarım bırakılmış bir kitap ve buruşturulmuş birkaç kâğıt… İnsan hayatını küçücük bir çantaya sığdırabiliyormuş meğer. Başını kaldırıp garın içindeki insanlara baktı. Bir köşede uyuyan yaşlı adam… Annesinin omzunda uyuyakalmış küçük çocuk… Telefon ekranına boş boş bakan genç kız… Sessizce ağlayan biri… Sarılıp vedalaşan başka biri… Hayat aynı anda herkese başka bir şey yaşatıyordu. Kahve otomatına yürüdü sonra. Plastik bardakta verdiği kahveyi aldı. Sıcaktı ama ellerini ısıtmıyordu. Çünkü bazı üşümeler derinin altında başlıyordu. Geri dönüp yerine oturdu. Tam karşısındaki duvarda eski bir saat vardı. Saniye sesi garın sessizliğine karışıyordu. Tak… Tak…
Duygular