Büyülü gerçeklik severseniz, bu kitap tam size göre...
Puan vermedi·464 syf.·
2026 44. kitabı
Gabriel Garcia Marquez öyle bir dünya kurmuş ki, fantastik unsurlar hiç göze batmadan gündelik hayatın sıradan bir parçası gibi çıkıyor karşımıza. Birbirine zıt görünen unsurları harmanlayıp bu kadar ustaca sunması hem hayal gücünü hem de kaleminin kuvvetini bizlere gösteriyor. Kitap kesinlikle tekdüze ilerlemiyor, muazzam bir katmanlar bütünü. Her deştiğimizde altından bambaşka bir insanlık hali çıkıyor. Bir yanda insanın iç alemine ayna tutarken, diğer tarafta çok önemli toplumsal sorunlara dikkat çekiyor. Güç savaşlarının ve toplumsal yozlaşmanın insanı nasıl etkilediğini gözler önüne sermiş. Kitapta insana dair ne varsa, en saf masumiyetten en karanlık hislerine kadar her şey var. Karakterlerin yaşamlarımda mücadeleyi, merakı, istekleri, tutkuyu, hırsı, çaresizliği derinden hissetmek mümkün. Yazar, insan ruhunun röntgenini çekip önümüze koymuş diyebilirim. Bu kitabı okumak bir yanıyla oldukça yorucu bir deneyim oldu. Aynı isimleri taşıyan Aureliano ve Arcadio karakterlerinin içinde kaybolmamak için fazlaca çaba sarf etmek gerekiyor. ​Ancak tüm bu zorluğuna rağmen, dilinin akıcılığı ve kurgusu sayesinde elimden bırakamadığım, son derece dikkat çekici bir kitaptı. Beni en çok etkileyen Ursula oldu. Erkekler savaş ve hırsları uğruna savrulurken, bir yandan kızlarıyla diğer taraftan torunlarıyla aileyi bir arada tutma çabası takdire şayandı. Amaranta'nın Rebeca ile yaşadığı çatışma ve kıskançlık ise, bir insanın içten içe nasıl tükenebileceğini gösterdi. Ve Jose Arcadio Buendia... Melquíades'le olan dostluğu, yeniliklere olan merakı, azmi, Tanrı'yı görmek için verdiği mücadele ve ölümsüzlük arayışının sonunda, pes edişi ve insanın ölmek, toprağa dönmek için dünyaya gelişini kabullenmesi... Ailenin kendi içine dönük o çarpık ilişkileri, aslında dış dünyaya kapanmış bir toplumun
Yüzyıllık YalnızlıkGabriel Garcia Marquez · Can Yayınları · 202546,4bin okunma
Puan vermedi·376 syf.··
2026 31. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2026 23:54
“Sence de dünyanın başlangıçtaki saflığa,masumiyete,yalınlığa ihtiyacı yok mu?Bunca kargaşa içinde insan nasıl huzurlu olabilir ki?” 1577 yılında İstanbul semalarında görülen kuyruklu yıldızla başlayan o uğursuz atmosfer kitabın sonuna kadar peşinizi bırakmıyor resmen. Halk ikiye bölünmüş durumda; bir taraf bunu ilahî bir mesaj olarak görürken diğer taraf kıyametin habercisi olduğuna inanıyor. Tam bu karmaşanın ortasında ise Azdahak cemiyeti çıkıyor karşımıza. Yaptıkları ritüeller, halkı manipüle ediş şekilleri ve korkuyu kullanmaları gerçekten tüyler ürperticiydi. Kitabı okurken en sevdiğim şeylerden biri, olayların sadece tarihî bir zeminde ilerlememesi oldu. Bir yandan cinayetler, entrikalar, devlet oyunları ve gizli yapılanmalar varken diğer yandan o mistik hava sürekli hissediliyor. Özellikle İstanbul’un sokakları, saray çevresi ve dönemin atmosferi o kadar iyi aktarılmış ki bazı sahneleri gözümde film gibi canlandırdım Bir de İskender Pala’nın dili var tabii… Bazı cümlelerin altını çizmeden geçemedim. Osmanlı’nın kültürel yapısını, dönemin inanç karmaşasını ve insanların korkularını çok etkileyici işlemiş bence. Tarihle polisiyeyi ve mistik unsurları böyle harmanlaması farklı bir tarz yaratmış.İçinde barındırdığı aşk hikâyesi de kitabı daha akıcı bir hâle getirmiş.Ama kitabın genelinde hep bir huzursuzluk hissi var. Kime güvenileceğini bilemediğiniz, karanlığın yavaş yavaş büyüdüğü bir hikâye… Benim yine çok severek okuduğum,elimden bırakmak istemediğim bir İskender Pala kitabı oldu ,harikaydıOkumak için geç kalmayın..Hepinize bol kitap okumalı günler diliyorum. Peki sizin en sevdiğiniz İskender Pala kitabı hangisi?Yorumlarda buluşalım
Azdahakİskender Pala · Kapı Yayınları · 20253,566 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Anne Frank ; seni tanımak
10/10
·284 syf.·
2026 10. kitabı
Anne Frank öncelikle belirtmeliyim günlüğünü çok kıskandım, bazı cümlelerini defalarca kez okudum altını çizdim ve şimdi başucu kitabım. Her bir satırı çok samimi çok gerçek, 14 yaşında olmasına rağmen düşünceleri, gözlemleri ve kendini ifade ediş biçimi bir çok yetişkinden daha olgun. Kitabı okurken ufacık bir çocuğun günlüğü olduğunu yer yer unuttum. Korkularını, umutlarını, insanlara dair düşüncelerini ve yaşadığı sıkışmışlığı öyle içten anlatıyor ki… Bu yüzden kitap benim için sadece savaş yıllarını anlatan bir günlük değil; büyümeye çalışan genç bir kızın iç dünyasını anlatan çok güçlü bir kitaptır. Kitap bittiğinde beni mahveden bir detay da içerisindeki Otto Frank’a ait tüm ailesini kaybettikten sonra 2 sene yaşadığı o boş evdeki ruhsuz çekilen fotoğrafı :( Arka ev… 1944
1000Kitap
Anne Frank'ın Hatıra DefteriAnne Frank · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20178,8bin okunma
8/10
·116 syf.··
2026 46. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 00:39
Melisa Kesmez 'in öykülerine hayran biri olarak bu kısa novella tarzına da bayıldım. Kitabın adında anlaşılacağı üzere kitabın konusu, bir çiçeklenme hikayesi... Hikaye çok aşık olarak evlendiği kocasını kaybeden Türkan' ın yas süreciyle başlıyor. Kesmez'in tarzında alıştığımız gibi daha sakin ve ılımlı bir anlatımla karşılaşıyoruz. Duygular sıradan şeylerin içine yedirilmiş: Henüz girilemeyen bir oda, kahvaltı masası, tamamlanmış ama yola çıkılamamış bir karavan... Türkan yasını yok saymıyor, hatta o kadar güzel yaşıyor ki biz de onunla üzülüyoruz. Ancak metin ilerledikçe, Türkan'ın sadece eşinin ölümünün değil; sevdiğin adam tarafından görülmemiş olmanın, küçük bir kedi gibi sevgi beklemenin ve yıllardır bastırdığı duyguların da yasını tuttuğunu fark ediyoruz. Her fark ediş, iyileşme sürecini de beraberinde getiriyor. Türkan adım adım kendini yeniden keşfederken ve hayata yeniden bağlanırken biz de onunla umut doluyoruz. Dolayısıyla bu eşini kaybeden bir kadının yeniden hayata tutunma anlatısı... Büyük tepkiler, büyük olaylar yok. Hatta o kadar sıradan ve hayatın içinden ki yazılanları hissetmemek imkansız...
ÇiçeklenmelerMelisa Kesmez · İletişim Yayınları · 20267,5bin okunma
Puan vermedi·320 syf.··
2026 104. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 00:00
Papatyalar Arasında ~ Liana Cincotti En yakın arkadaş mı? Çizelim üstünü. Peki ilk aşk? Onun da üzerini çizelim. Ama sahte erkek arkadaş? Kesinlikle evet! Kitaba dair heyecanım tam olarak kapaktaki bu detaya ait. Daisy ve geçmişteki bir anla başlıyoruz. En yakın arkadaşı, çocukluk arkadaşı olan Levi ile lisede yaşadığı bir olay ve bir kalp kırıklığı var. Sadece arkadaş değillerdi çünkü kızımızın ona duyduğu bir aşk vardı. Dört yıl boyunca görmediği Levi şimdi bir barda karşısına çıkıyor. Ve sahte sevgililik teklifi mi? İstediği bir iş için eski sevgilisinin annesini bazı konularda ikna etmesi gerekiyordu. Mesela odağının işte olacağına ve birinin onu buraya bağlayacağına inanması gerekiyordu. Levi’nin kız kardeşinin düğünü için sevgilisi olarak yanında olmasını istiyor. Hayır diyemeyen Daniella, yani Levi’nin söylediği ismiyle Daisy, bu sahte ilişki içinde savrulmaya çok hazır. Aşamadığı duygular, sahte yakınlaşmalar ve bir şeyler paylaşmayı çok istediği Levi! Başta Levi’den hiç hoşlanmadığımı itiraf etmem gerekiyor. Çok kararsız ve ne hissettiğini yansıtamıyor gibi hissettim ama kitabın ikinci yarısında bana kendini kanıtladı. Daisy bebeğim, ona kocaman sarılmak istedim. Bazen küçük bir kız, bazen yetişkin bir genç kadındı; çok ama çok sevdim. Özellikle Levi’nin ailesine, tüm kardeşlerine bayıldım! Bence tüm bu düğün planları inanılmaz eğlenceliydi. Özellikle ikizler harikaydı! Daniella’nın kariyeri için attığı adımlar, duygularını ifade ediş şekli kalbime çok dokundu. Levi sonlara doğru kalbimi fazlasıyla çalan hamleler yaptı ve çok sevdim. Sayfalar ilerledikçe birbirlerini yapboz gibi tamamlayan karakterler olduklarını fark etmek çok özeldi. Arkadaş taktiklerini çok sevdim bu arada. Az kaos, çok duygu ve akıp giden bir kitaptı. Şans vermelisiniz. "Beni bütünüyle
Papatyalar ArasındaLiana Cincotti · Martı Yayınları · 202644 okunma
Puan vermedi
Sabretmeyeceksen a tabip derdimi sorma Anlatmaya bir başlasam ilk faslı kitaptır (s. 148) Şiir, şair ister; şair de şuur… Peki ya şuur ne ister, yahut onun bedeli nedir? Doğrusu bunun cevabını bilmiyorum. Belki de bu sorunun kesin bir cevabı yoktur. Çünkü insanın iç dünyasını büyüten her şey biraz da eksiltir onu ; her fark ediş biraz daha ağırlaştırır omuzlarını. Ama biz en iyisi konumuza dönelim ve kelimelerin bizi götürdüğü yere gidelim. Zirâ Ömer Demirbağ’ın Divan adlı şiir kitabı, zamanın içinden süzülüp gelen zarif bir ses gibi duruyor karşımızda. Bu eseri okurken insan kendini eskiyle yeniyi birleştiren bir köprünün tam ortasında buluyor,yani en azından kendimi öyle buldum. Ne tamamen geçmişte kalmış ne de bugünün yüzeyselliğinde kaybolmuş bir eser… Tam aksine , geçmişin inceliğini bugünün duygusuyla harmanlayan güçlü bir nefes taşıyor içinde. Bu noktada, Ömer Hoca’nın son yıllarda hayatımıza girişini de unutmamak gerek. Şiir okumalarıyla, özellikle hikâye tadındaki samimi anlatımlarıyla adeta “zaten hep buradaymış da biz yeni fark etmişiz” hissi verdi. Yıllardır yanmış ama bir türlü tütmemiş bir kandilin birden aydınlanması gibi… Önce TRT diyanet kanalında edebî programıyla , ardından çeşitli YouTube kanallarında ve televizyonlarda yayınlanan ders içerikli videolarıyla bir anda evlerimizin tanıdık sesi oldu. Onu dinleyenler ne demek istediğimi anlayacaktır zaten; konuşurken ders anlatan bir akademisyenden çok, yıllardır tanıdığınız bir dostla sohbet ediyormuşsunuz hissi bırakıyor. Dolayısıyla bu kitabı elimize alınca satırlar bize yabancı gelmiyor ; aksine, o sesin yazıya dökülmüş hâli gibi.. Kitap dört ana bölümden oluşuyor: Gazeller, Musammatlar, Nazmlar ve Ayşe’ye Dair. Bu bölümlerin her biri kendine özgü havasını yansıtıyor; beni bir
DivanÖmer Demirbağ · Diyanet İşleri Başkanlığı · 054 okunma