Edoras
“Seni selamlıyorum,” dedi; “belki de seni hoş karşılamamızı umuyorsundur. Ama doğrusunu söylemek gerekirse, senin burada nasıl karşılanacağın konusunda kuşkular var Efendi Gandalf. Sen hep felaket tellalı oldun. Sorunlar seni kargalar gibi kovalıyor; ne kadar sık gelirsen o kadar kötü oluyor. Seni kandıracak değilim: Gölgeyele’nin sürücüsüz geri döndüğünü duyduğumda atın geri döndüğüne sevindim ama binicisinin olmayışına sevindiğim kadar değil; ve Éomer senin sonunda uzaktaki yuvana gittiğini söylediğinde yas tutmadım. Ama uzaktan gelen haberlerin pek azı gerçek olur. İşte yine çıkageldin! Ve seninle birlikte, belli ki, her zamankinden daha büyük bir felaket geliyor. Neden seni hoş karşılayayım Gandalf Felakettellalı? Bunu de bana.” Tekrar yavaş yavaş tahtına oturdu. “Çok adil konuştunuz efendim,” dedi kürsünün basamaklarında oturan soluk adam. “Oğlunuz Théodred’in Batı Sınırı’nda öldürüldüğü haberi geleli daha beş gün olmadı. Oğlunuz, sizin sağ kolunuzdu, Yurt’un İkinci Kumandanı. Éomer’e pek güven yok. İdare ona kalsa, surlarınızı koruyacak pek adam kalmayacak. Daha şimdi Gondor’dan Doğu’da Karanlıklar Efendisi’nin harekete geçtiğini duyduk. İşte tam bu saati seçiyor gezginimiz dönüş zamanı olarak. Gerçekten, seni ne diye hoş karşılayalım Bay Felakettellalı? Láthspell takıyorum adını, Karahaber yani; kara haber, kötü bir konuktur derler.” Adam gaddarca güldü, ağır gözkapaklarını bir an için kaldırıp yabancıları karanlık gözleriyle süzerken.
Sayfa 137 - Gandalf
Loş sabah vakti karanlık Dunharrow'dan soyluları ve komutanlarıyla sürdü atını Thengel'in oğlu: Edoras'a, Yurt muhafızlarının sislere gömülmüş kadim saraylarına vardı; kasvetle örtülmüştü altın kirişler. Veda etti özgür halkına, ocak başına, tahtına ve bir zamanlar, ışık solmadan önce, şenlikler yaptığı kutsal yerlere, Sürdü atını, ardında korku, önünde yazgısı. Tuttu sözünü; Bir bir yerine getirdi her ne and içtiyse. Sürdü atını Théoden. Beş gün beş gece doğuya ilerledi Eorloğulları Toprak'tan, Çayır'dan ve Çamlık'tan geçip altı bin mızrakla Anórien'e, Mindolluin altında haşmetli Mundburg'a, Deniz Kralı'nın Güney krallığındaki kuşatılmış, ateşlerle çevrelenmiş şehrine.
Sayfa 766 - Rohan'ın Toplanışı·Kitabı okudu
Edebiyat
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Emyn Muil vadisinde yaptığın seçime pişman olma; buna boşuna bir kovalamaca deme. Sen kuşkular arasından doğru görünen yolu seçtin: Seçim adildi ve ödüllendirildi. Böylece zamanında karşılaştık; başka türlüsü çok geç olabilirdi. Fakat yol arkadaşlarını arama macerası bitti. Senin bir sonraki yolculuğun verdiğin söz ile damgalanmış. Edoras'a gidip Théoden'i konağında araman gerek. Çünkü sana ihtiyaçları var. Artık Anduril’in ışığı , bu kadar uzun süredir beklediği savaş için açılmalı. Rohan'da bir savaş var; şerlerin en karası orada: Théoden'in işleri rast gitmiyor."
Son kez Ağaçsakalı görmek
Yolcular bir süre, bir zamanlar Isengard'm kapılarının olduğu yerde oturdular; şimdi ise burada iki uzun ağaç nöbetçi gibi Orthanc'a giden yeşille sınırlanmış yolun başında duruyorlardı; hayret içinde yapılmış olan işe bakakaldılar ama ne uzakta, ne yakında hiçbir canlı görünmüyordu. Derken hemen hum-ham, hum-ham seslerini duydular; Ağaçsakal, yanında Tezmertek ile birlikte koca adımlarla onları karşılamaya geliyordu. "Orthanc'ın Ağaçavlu'suna sefalar getirdiniz!" dedi. "Gelişiniz hakkında malumatım var idi lâkin vadide de işim vardı; hâlâ yapacak çok iş var. Lâkin işittiğim kadarıyla sizler de güneyde ve doğuda pek boş durmamışsınız; bütün işittiklerim pek güzel şeyler, pek güzel." Sonra Ağaçsakal, hepsi hakkında tam bilgisi olduğu anlaşılan tüm maceralarını övdü ve son olarak da durup Gandalf a baktı. "Eh haydi!" dedi. "En kudretli olduğunu ispat ettin ve bütün emeklerin de iyiye çıktı. Nereye gidiyorsun acaba? Ve ne için buraya vasıl oldun?" "Sizin işleriniz nasıl gidiyor diye görmek için dostum," dedi Gandalf, "ve bütün başarılan işlerde bize verdiğiniz yardım için size teşekkür etmek için." "Hum, evet bu ziyadesiyle hoş," dedi Ağaçsakal; "çünkü mutlaka entler kendi üzerlerine düşen vazifeyi ifa ettiler. Ve sadece orada ikâmet eden, hum, o lanet olası ağaçkatiliyle değil. Çünkü o, burarum, o kemgözlü-karaelli-eğribacaklı-taşkalpli-pençeparmaklı-piskarnlı-kanasusamışların, morimaitesincahonda, hum madem sizler aceleci kişilersiniz onların isimlerinin tamamını telaffuz etmek sizler için yıllarca süren bir eziyet gibi olacağından kısa kesip o muzır orklar diyeyim onların hücumu yaşandı; Nehir'i de aşıp geldiler ve Laurelindörenan ormanını kuşattılar; ama burada bulunan Ulu'lara şükürler olsun ki içine giremediler." Lörien Hanımı ile Hükümdarı'na eğilerek selam
Edebiyat
Ölülerin Yolu
Birlikte Kent'e geri döndüler; yine de Aragorn bir süre konaktaki masada sessizce oturdu; diğerleri onun konuşmasını bekledi. "Haydi!" dedi Legolas sonunda. "Konuş da seni rahatlatalım; gölgeyi silk at üzerinden! O kurşuni renkli sabah buraya geldiğimizden beri neler oldu?" "Benim için Borukent savaşından biraz daha çetin bir mücadele," diye cevap verdi Aragorn. "Orthanc Taşı'na baktım dostlarım." "Büyücülüğün o lanetli taşına mı baktın!" diye hayretle bağırdı Gimli; yüzünde bir korku ve şaşkınlık ifadesiyle. "Ona herhangi bir şey söyledin mi? Gandalf dahi onunla karşı karşıya gelmekten korkuyordu." "Kiminle konuştuğunu unutuyorsun," dedi Aragorn sert bir biçimde; gözleri birdenbire parlamıştı. "Edoras'ın kapısında sıfatımın tamamını beyan edişimi duymadın mı? Ona ne söylememden korkuyordun? Yo Gimli," dedi daha yumuşak bir sesle, yüzündeki sertlik de silindi ve uykusuz geceler boyunca yorulmuş biri gibi göründü. "Yo dostlarım, ben Taş'ın sahibiyim hukuken; taşı kullanmaya hem hakkım, hem de gücüm var; o yüzden bu hükme vardım. Gerçek şüphe götürmez. Gücüm yetti ucu ucuna yetti." Derin bir nefes aldı. "Acı bir mücadeleydi; yorgunluğu da zor geçiyor. Ona hiçbir söz söylemedim ve sonunda taşı zorla kendi irademe çevirebildim. Bu bile ona dayanılmaz gelecektir. Ve beni gördü. Evet Efendi Gimli, beni gördü; ama sizin beni burada gördüğünüzden başka bir biçimde. Eğer bunun ona bir faydası olacaksa o zaman kötü bir şey yaptım demektir. Lâkin öyle olduğunu zannetmiyorum. Yaşadığımı ve yeryüzünde yürüyor olduğumu bilmek onun gönlünü yakan bir şeydi bence; çünkü o ana kadar bunu bilmiyordu. Orthanc'taki gözler Théoden'in kalkanını delip geçemiyordu; fakat Sauron Isildur'u ve Elendil'in kılıcını unutmamıştı. Ve şimdi onun bu büyük planını gerçekleştirmesinin arifesinde
Edebiyat
Sonunda grup ağaçlan geçti ve kendilerini Miğfer Dibünden gelen yolun, biri doğuya Edoras'a, diğeri Îsen Geçitleri'ne giden iki yola ayrıldığı Koyak'ın dibinde buldu. Onlar ormanın saçaklarından çıkarken Legolas durup içi ezilerek geriye baktı. Sonra ani bir çığlık attı. "Gözler var! dedi. "Dalların gölgelerinden bakan gözler! Hayatımda hiç öyle gözler görmemiştim." "Onun çığlığı ile sıçrayan diğerleri durarak döndü; ama Legolas atını geriye sürmeye başlamıştı." "Hayır, hayır! diye bağırdı Gimli. "Sen şu çılgınlığınla ne yaparsan yap ama önce beni "attan indir! Ben göz möz görmek istemiyorum!" "Dur Legolas Yeşilyaprak! dedi Gandalf. "Ormana geri dönme, henüz dönme! Henüz vaktin gelmedi." "Daha o sözünü bitirmeden ağaçların arasından üç garip şekil çıktı. Troller kadar uzun boyluydular, on iki ayak, belki daha da uzun; genç ağaçlar kadar kalın olan güçlü gövdeleri sanki bir giysiye veya gri ve kahverengi sıkı bir deriye bürünmüştü. Kollan çok uzundu ve ellerinde bir sürü parmakları vardı; saçları dik dik, sakallan da yosun gibi griyeşildi. Vakur gözlerle seyrediyorlardı etrafı, ama atlılara bakmıyorlardı: Gözleri kuzeye doğru dönmüştü. Aniden uzun ellerini ağızlarına götürdüler ve en az bir boru sesi kadar net ama daha müzikal ve daha çeşitli, gümbürdeyen naralar attılar. Seslenişlerine karşılık verildi; öbür tarafa dönen atlılar, aynı cinsten başka yaratıkların otlar üzerinde iri adımlarla yaklaştığını gördü. Hızla Kuzey'den geliyorlardı, yürüyüşleri balıkçılların sığ suda yürüyüşlerine benziyordu ama hızlan benzemiyordu; çünkü bacakları uzun adımlarını, balıkçılların kanatlarını çırptığından daha hızlı atıyordu. Atlılar hayret içersinde yüksek sesle bağrıştılar, kimisi ellerini kılıçlarının kabzasına götürdü."
1000k