Üzerimde -üçüncü kat apartmanda- bir yığın genç çocuk sesleri gürüldüyor, hiç şüphe yok ki oynuyorlar, gülüşüyorlar... Ah yalnız ben, yalnız ben mi ümitsizim?..
Odamda her şey bana ümitsiz görünüyor. İşte kitaplarım, işte hatıra defterim, işte gazetelerim, hep kederli birer zavallı kimsesizliğiyle düşünüyorlar...
Evlenmemi arzu ediyorsunuz, değil mi? Bu emelinize mâni olmam ve teşekkür ederim. Fakat bulacağınız kız benim hissimi memnun edecek bir halde olmalı. Benim istediğim kız asabi, ince, narin, heyecanlı, son derece bilgili, musikiye aşina, son derece güzel, son derece hassas olmalı. Beni mesut etmeli, ben de ebediyen size minnettar kalmalıyım.
Ah on beş sene evvelki çocukluk ve şimdiki ben... Tatsız, neşesiz, muhabbetsiz, aşksız ve heyecansız, her şeysiz, boş bir hiçten daha boş geçen eziyetli, soğuk hayat. Şimdi kirli emellerle, hırslarla, gerçekte hiçbir değeri olmayan erişilmez arzularla, kısacası bütün bunların şaşırtıcı bir özeti olan o sebepsiz ve tahammül bırakmayan kararsızlıklarla yaralı olan ruhum, kalbim ve maneviyatım...