Zozan

Zozan
@eerleichda
Denenmemiş bir sevincin yaratıcısı olmak... Gülmek, ağlamak neydi? İnsanlar gülmeye, kahkahalar atmaya hazırdılar hep. Abdullah Bey'in kaba şakalarına, şef yardımcısının beylik öykülerine kolayca gülerlerdi. Hem insanlar güldükleri kadar çok ağlamıyorlardı öyle. Ama yeterli miydi bu? Gülmek, kahkahalar atmak, gözlerinin yaşını silip ağrıyan kasıklarını tutmak... Sonra hepsini unutmak. Neye yarardı? Ama sevinç başkaydı. Gösterişsiz, kendi halinde, gene de derin, anlamlı bir duyguydu sevinç. Bir dost yüzü gibi gelir yerleşirdi insanın yüreğine.
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Başlangıçta gözyaşlarından filan söz etmedim miydi? Sevince de sıra gelecek kuşkusuz.
Bak, Günayla! Bütün sokak başlarında durup, bildiğim en güzel adları çağırabilirim. Sonra da karanlıkta sessizce beklerim. Ama kimseler gelmez. Sen de biliyorsun Günayla. Gene de kulağına erişmesini istediğin hiçbir söz çıkmayacak ağzımdan. Senden hiçbir zaman yıldızlı bozkır gecelerine sarınıp yanımda öylece uyumanı istemeyeceğim. Sen hep mavilerle çizik çizik inen bahar yağmurları beklersin. Eğri büğrü yollarda su birikintilerine rastladıkça çıplak ayakların serinliğini duysun diye. Ne çok seviyorsun suları Günayla? Islak, ilik, en ufak kıpırtılarla ürperen suları. Benimse her sabah bir çift kuş gözü ışıyor yüreğime. İlk gülüşün Günayla! Günüm, gülüşünle başlıyor. Bütün bunları yazmasını bilmiyorum Yazamadığım için de unutuveriyorum. Ama her sabah gülüşünü görüyorum yeniden Gece unutmuş olsam bile.
saydığı başlıklar, başka bir hayatta Trakl olabilecek ve hatta belki bu hayatında da, Avusturyalı benzeri gibi, çaresizce şiirler yazan kitapsever genç eczacının zevkini ortaya koyuyordu. Daha az bilinen yapıtları, meşhur olanlara tercih ettiği açıktı. Dava’yı değil Dönüşüm’ü, Moby Dick’i değil Bartleby’yi Boulevard ve Pecuchet’yi değil Yalnız Yürek’i ve İki Şehrin Hikayesi’ni değil Noel Şarkısı’nı seçmişti. Ne üzücü bir ikilem diye düşündü Amalfitano. Kitapsever eczacılar bile, bilinmeze uzanan yollar sunan muhteşem kitaplara el atmaya korkuyor. Büyük ustaların antrenman niyetine yazdığı kitapları tercih ediyorlar ya da daha kötüsü, büyük ustaların ustalığını görmek isteseler de bunun için çaba harcamaya hevesleri yok, gerçek mücadeleden, ustanın hepimizi korkutan mücadelesinden kaçıyorlar, oysa büyük yazarlar, ölümcül yaralar almaya ve kan kaybetmeye aldırmaksızın, bizleri korkutan canavarlarla savaşmayı sürdürüyor.
Ama artık Meksika'nın orta ve üst sınırı değişiyor. Zenginleşip sınırın kuzeyindeki kadınlarla evleniyorlar. buna, ırkı geliştirmek denir. Kısa boylu Meksikalılar, kısa boylu oğullarını üniversitede okumaları için Kaliforniya’ya yolluyor. Çocukların paraları var. Zengin çocuk aklına eseni yapıyor ve bu tavır bazı kızları etkilemeye yetiyor. Dünyada metrekareye en fazla sayıda aptal kızın düştüğü yer Kaliforniya üniversiteleridir. Anafikir şu: Oğlan bir diplomaya ve dönerken beraberinde de Meksika’ya getirdiği bir eşe kavuşuyor. Böylece Meksikalı torunlar artık kısa boylu olmuyorlar, orta boylu oluyorlar, tenleri daha açık renk oluyor. Bu torunlar, zamanı geldiğinde babalarının Amerika’daki üniversitelere yaptıkları seyahatin aynısını yapıyor. Bu da yine Amerikalı eşler ve gittikçe daha uzayan çocuklar anlamına geliyor. Yani Meksika’nın üst sınıfları, İspanyolların yaptığının tersini yapıyor. Kanları kaynayan ve uzun vadeli planlar yapmakta başarısız olan İspanyollar yeri kadınlarla birlikte oldu, onlara tecavüz etti, onlara kendi dillerini kabullenmeye zorladı ve bu şekilde ülkeyi beyaza döndürebileceklerini düşündü. O İspanyollar, sonucun beyaz olacağını sanıyordu ama hatalıydılar, kendi döllerinin gücünü fazla ciddiye alıyorlardı. Halkın yapısını değiştirecek kadar fazla sayıda kadına tecavüz etmek mümkün değildir… Kimse tevacüz yoluyla bütün bir ülkeyi beyaza çeviremez. Eğer kendi melez çocuklarına ve melez torunlarına tecavüz edebilselerdi, belki bir sonuç elde ederlerdi…. Sonuçları her yanda görüyorsunuz. Kendilerini tanrı sanan İspanyolların dölleri, binlerce yerlinin arasına karışıp kayboldu. İlk melezler, yüzde elli beyaz ve yüzde elli yerli olanlar ülkeyi yönetti; bakan, asker, tüccar ve yeni şehirlerin kurucuları oldular. Tecavüz etmeyi sürdürdüler ama bu