Zozan

Zozan
@eerleichda
İngiliz toprak sahibi ve filozof John Locke, çitleme hareketinin halk- tan ve müştereklerden çalmak anlamına geldiğini kabul ediyor, ama bu hırsızlığın nihayetinde tarımsal üretimi artıran yoğun ticari yön. temlere doğru değişimi mümkün kıldığı için ahlaken meşru görüle- bileceğini savunuyordu.25 Toplam üretimdeki her artışın "kamu yararı" için, insanlığın refahı için faydalı olduğunu söylüyordu. Aynı mantık sömürgeciliği meşrulaştırmak için de uygulanıyordu. Bizzat Locke, Amerika'daki toprakları sahiplenmek için bu fikre başvur- muştu. Böylelikle islah, temellükün mazereti haline getirildi.
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
I felt like a child again,safe and comfortable
Sömürgeci müdahaleler kapitalizmin yükselişine yeni bir boyut kazandırdı. Avrupa kapitalistleri bir seri üretim sistemi yaratmıştı ama mallarını satacak yerlere gereksinimleri vardı. Bu kadar üretimi kim tüketecekti? Çitleme bu soruna kısmi bir çözüm oluşturuyordu: Kendine yeten ekonomileri yok ederek bir işçi kitlesi yaratmakla kalmamış, gıda, giyim ve diğer gerekli eşya için sermayeye tama- men bağımlı bir tüketici kitlesi de yaratmışlardı. Ama bu da tek ba- şına yeterli değildi. Dışarıdaki yeni pazarlara açılmaları gerekiyor- du. Fakat şöyle bir sorun vardı: Küresel Güney'in büyük kısmının, özellikle de Asya'nın, zanaata dayalı kendi ekonomileri vardı. Dün- yanın en iyi zanaat üretimini yapmasıyla bilinen bu bölgeler, kendi başlarına zaten yapabildikleri şeyleri satın almakla ilgilenmiyordu. Sömürgeciler bu sorunu da Küresel Güney'de asimetrik ticaret ku- ralları uygulayıp yerel sanayiyi yok ederek, sömürgeleri yalnızca bir hammadde kaynağı olarak değil aynı zamanda Avrupa'da seri üre- timi yapılan malların tutsak pazarı haline getirerek aştılar. Böylelik- le devre tamamlanmış oldu. Fakat ortaya korkunç sonuçlar çıktı: Av- rupa sermayesi büyüdükçe Güney'in küresel üretimdeki 1750'de %77 olan bu pay 1900'de %13'e geriledi.
1492'yi takip eden yıllarda Amerika'yı sömürgeleştirmeye başlayan Avrupalıları harekete geçiren şey bugünkü ders kitaplarında aktarıldığı gibi "keşif" tutkusu değildi. Sömürgeciliği tetikleyen şey, Avrupa'da yaşanan köylü isyanlarının yarattığı birikim kriziydi. Sö- mürgecilik "çözüm" olarak görülüyordu. Seçkinler Avrupa'da çitle- me hareketini başlattıkları gibi, Kristof Kolomb'un ilk Amerika se- yahatinden itibaren dışarıda da el koyacak yeni yerler peşinde oldu- lar. Bu iki süreç eşzamanlı ilerledi. 1525'te, yani Alman soylularının 100.000 köylüyü katlettiği sene, İspanya kralı V. Carlos, krallığının en büyük nişanını ordusuyla Meksika boyunca ilerleyip Aztek baş- kenti Tenochtitlán'ı yerle bir eden, bu süreçte 100.000 yerliyi kılıç-tan geçiren Hernán Cortés'e verdi. Bu iki olayın kesişmesi tesadüf değildi. Kapitalizmin yükselişinin gerçek anlamıyla başladığı son- raki yıllarda da çitleme ve sömürgecilik aynı stratejinin parçaları olarak uygulamaya konuldu. Sömürgeci temellük akıl almaz bir ölçekte gerçekleşiyordu. 1500'lerin başlarından 1800'lerin başlarına kadar sömürgeciler yüz milyon kilogram gümüşü And Dağları'ndan Avrupa limanlarına ta- şıdı. Söz konusu zenginliğin boyutunu aklımızda canlandırabilmek için şöyle düşünebiliriz: Bu miktarda gümüş, 1800 yılında yatırıma dönüştürülüp tarihsel ortalama faiz getirisine tabi olsaydı bugün 165 trilyon dolar değerine ulaşacaktı, yani dünyanın toplam gayrisafi yurtiçi hasılasının iki katından fazlasına denk gelecekti. Tabii buna bir de aynı dönemde Güney Amerika'dan alınan altınları eklemek gerekir. Bu beklenmedik zenginlik, Avrupa kapitalizminin yükseli- şinde önemli bir rol oynadı. Sanayi Devrimi'nde yapılan yatırımlara temel teşkil eden artıdeğerin bir kısmının kaynağı buydu, Şark'tan tarım mahsulleri bu paralarla
sonra uyanıyorsun
Yaşlanmışim, akşamleyin avluda oturmuş hayretle böcekleri izliyorum, seslerini dinliyorum, tipki çocukken yaptığım gibi. Bu hayalin gerçekleştiği zamanda dünyayla ilgili başka bir sürü şey de değişmiş. Yüksek gelirli ülkeler kaynak ve enerji kullanımlarını sürdürülebilir seviyelere çekmiş. Demokrasiyi ciddiye almaya başlamışız, geliri ve varlığı daha adil bölüşmüşüz, yoksulluğu ortadan kaldırmışız. Zengin ve yoksul ülkeler arasındaki uçurum azalmış. "Milyarder" sözcüğü dilimizden silinmiş. Haftalık çalışma süresi kırk-elli saat sevi. yesinden yirmi-otuz saat civarına düşmüş, insanlar içinde bulundukları topluma, bakım ve ilgiye dayalı işlere, hayatın tadını çıkarmaya daha çok vakit ayırabiliyor. Herkes nitelikli sağlık ve eğitim hizmetlerine ulaşabiliyor. İnsanlar daha uzun, daha mutlu, daha anlamlı ha- yatlar sürüyor. Kendimizi başka bir gözle görmeye başlamışız, canlılar dünyasının geri kalanından ayrı değil, onlarla bağlantılı varlıklar olduğumuzu düşünüyoruz. Gezegenimizde de son derece önemli değişimler olmuş. Amazon'da, Kongo'da, Endonezya'da sık, yeşil, yaşamla dolup taşan yağmur ormanları tekrar yeşermiş. Avrupa'da ve Kanada'da iluman iklim ormanları yayılmış. Nehirler berrak akıyor, balıkla dolu. Ekosistemler tamamen toparlanmış. Hızla yenilenebilir enerjiye geçmişiz, dünya çapında sıcaklıklar dengeye oturmuş, hava sistemleri kadim döngülerini geri kazanmaya başlamış. Kısacası, her şey iyileşmeye başlamış... Biz iyileşmeye başlamışız. Hem de en iyimser tahminlerden bile kısa bir süre içinde. Az şey almaya başlamışız, ama çok şey kazanmışız.