1492'yi takip eden yıllarda Amerika'yı sömürgeleştirmeye başlayan Avrupalıları harekete geçiren şey bugünkü ders kitaplarında aktarıldığı gibi "keşif" tutkusu değildi. Sömürgeciliği tetikleyen şey, Avrupa'da yaşanan köylü isyanlarının yarattığı birikim kriziydi. Sö- mürgecilik "çözüm" olarak görülüyordu. Seçkinler Avrupa'da çitle- me hareketini başlattıkları gibi, Kristof Kolomb'un ilk Amerika se- yahatinden itibaren dışarıda da el koyacak yeni yerler peşinde oldu- lar. Bu iki süreç eşzamanlı ilerledi. 1525'te, yani Alman soylularının 100.000 köylüyü katlettiği sene, İspanya kralı V. Carlos, krallığının en büyük nişanını ordusuyla Meksika boyunca ilerleyip Aztek baş- kenti Tenochtitlán'ı yerle bir eden, bu süreçte 100.000 yerliyi kılıç-tan geçiren Hernán Cortés'e verdi. Bu iki olayın kesişmesi tesadüf değildi. Kapitalizmin yükselişinin gerçek anlamıyla başladığı son- raki yıllarda da çitleme ve sömürgecilik aynı stratejinin parçaları olarak uygulamaya konuldu.
Sömürgeci temellük akıl almaz bir ölçekte gerçekleşiyordu. 1500'lerin başlarından 1800'lerin başlarına kadar sömürgeciler yüz milyon kilogram gümüşü And Dağları'ndan Avrupa limanlarına ta- şıdı. Söz konusu zenginliğin boyutunu aklımızda canlandırabilmek için şöyle düşünebiliriz: Bu miktarda gümüş, 1800 yılında yatırıma dönüştürülüp tarihsel ortalama faiz getirisine tabi olsaydı bugün 165 trilyon dolar değerine ulaşacaktı, yani dünyanın toplam gayrisafi yurtiçi hasılasının iki katından fazlasına denk gelecekti. Tabii buna bir de aynı dönemde Güney Amerika'dan alınan altınları eklemek gerekir. Bu beklenmedik zenginlik, Avrupa kapitalizminin yükseli- şinde önemli bir rol oynadı. Sanayi Devrimi'nde yapılan yatırımlara temel teşkil eden artıdeğerin bir kısmının kaynağı buydu, Şark'tan tarım mahsulleri bu paralarla
Yaşlanmışim, akşamleyin avluda oturmuş hayretle böcekleri izliyorum, seslerini dinliyorum, tipki çocukken yaptığım gibi. Bu hayalin gerçekleştiği zamanda dünyayla ilgili başka bir sürü şey de değişmiş. Yüksek gelirli ülkeler kaynak ve enerji kullanımlarını sürdürülebilir seviyelere çekmiş. Demokrasiyi ciddiye almaya başlamışız, geliri ve varlığı daha adil bölüşmüşüz, yoksulluğu ortadan kaldırmışız. Zengin ve yoksul ülkeler arasındaki uçurum azalmış. "Milyarder" sözcüğü dilimizden silinmiş. Haftalık çalışma süresi kırk-elli saat sevi. yesinden yirmi-otuz saat civarına düşmüş, insanlar içinde bulundukları topluma, bakım ve ilgiye dayalı işlere, hayatın tadını çıkarmaya daha çok vakit ayırabiliyor. Herkes nitelikli sağlık ve eğitim hizmetlerine ulaşabiliyor. İnsanlar daha uzun, daha mutlu, daha anlamlı ha- yatlar sürüyor. Kendimizi başka bir gözle görmeye başlamışız, canlılar dünyasının geri kalanından ayrı değil, onlarla bağlantılı varlıklar olduğumuzu düşünüyoruz.
Gezegenimizde de son derece önemli değişimler olmuş. Amazon'da, Kongo'da, Endonezya'da sık, yeşil, yaşamla dolup taşan yağmur ormanları tekrar yeşermiş. Avrupa'da ve Kanada'da iluman iklim ormanları yayılmış. Nehirler berrak akıyor, balıkla dolu. Ekosistemler tamamen toparlanmış. Hızla yenilenebilir enerjiye geçmişiz, dünya çapında sıcaklıklar dengeye oturmuş, hava sistemleri kadim döngülerini geri kazanmaya başlamış. Kısacası, her şey iyileşmeye başlamış... Biz iyileşmeye başlamışız. Hem de en iyimser tahminlerden bile kısa bir süre içinde. Az şey almaya başlamışız, ama çok şey kazanmışız.
Biyologlar insanın tek başına, izole bir canlı olmadığını, sindirim gibi temel işlevler için bile büyük oranda bağımlı olduğu mikroorganizmalarla birlikte meydana gelen bir canlı olduğunu keşfediyor. Psikiyatristler bitkilerin yakınında bulunmanın insanların akıl sağlığı için çok önemli olduğunu, hatta belli bitkilerin karmaşık psikolojik travmaları iyileştirebileceğini öğreniyor. Ekolojistler ağaçların hareketsiz olmak şöyle dursun birbiriyle haberleştiğini, topraktaki görünmez miselyum ağları aracılığıyla birbirlerine besin ve ilaç gönderdiğini öğreniyor. Kuantum fizikçileri birbirinden ayn gibi görünen parçacıkların, aslında aralarında uzun mesafeler bile olsa başka parçacıklarla sımsıkı bağlantılara sahip olduğunu gösteriyor.Yer sistemileri çalışan biliminsanlari ise gezegenimizin doğrudan canlı bir superorganizma gibi işlediğini ortaya çıkarıyor
Kurtaramadığım her şey kalbime dokunuyor. Onca şey yok edildi. Ben kaderimi çağlar boyunca tekrar tekrar, inatla, elinde olağanüstü bir güç olmadan dünyayı yeniden kuranlarla birleştirmeyi seçiyorum.